Küresel dünya, refahın ve konforun en yüksek zirvesini yaşarken, insanlık tarihinin en sinsi ve sessiz savaşıyla yüzleşiyor. Artık cephelerde mermiler, süngüler veya uçaklar çarpışmıyor; savaşın yeni nesli görünmez kodlar, yapay zekâ algoritmaları ve dijital ağlar üzerinden yürütülüyor. Son günlerde dünyadan gelen haberler, modern medeniyetin ne kadar büyük bir kırılganlık üzerine kurulduğunu açıkça gözler önüne seriyor.

Avrupa'nın pek çok ülkesinde süpermarketlerin uzaktan erişilebilen akıllı soğutma ve iklimlendirme sistemleri siber sabotajla hedef alındı. Dondurucuların sıcaklıkları uzaktan anormal derecede yükseltildi; binlerce ton taze gıda ve dondurulmuş ürün saatler içinde bozularak imha edilmek zorunda kaldı. Ancak tehlike sadece taze gıda reyonlarıyla sınırlı kalmadı; paranın ve finansal akışın kalbi olan küresel bankacılık sistemleri de aynı dalganın sarsıntısını yaşadı. Japonya’da yüzlerce yerel kredi kooperatifinin ortak kullandığı devasa dijital altyapıda (Shinkin Ortak Merkezi) meydana gelen büyük arıza ve siber sarsıntılar, binlerce şubede finansal işlemleri aniden durdurdu; benzer şekilde son dönemde farklı coğrafyalardaki finans kuruluşlarının da hedef alınması, paranın ve ticaretin dijital kasalarının ne kadar hassas olduğunu kanıtladı.
Avrupa’dan Gelen Alarm Zilleri: “Stok Yapın!”
Bu olayların zincirleme bir reaksiyon yaratmasıyla birlikte Avrupa devletleri vatandaşlarına açık çağrılar yapmaya başladı. Almanya başta olmak üzere pek çok Kuzey ve Batı Avrupa ülkesi halka; evlerinde en az 3-7 günlük kuru gıda, içme suyu, el feneri, pilli radyo ve acil durum çantası bulundurmalarını tavsiye ediyor.
Avrupa neden bu kadar panik halinde? Çünkü Batı toplumları, devletin sunduğu kesintisiz dijital ve altyapısal konfora o kadar bağımlı hale geldi ki, sistemde yaşanacak 3 günlük bir aksama doğrudan büyük bir kaosa kapı aralıyor. Üstelik enerji hatlarındaki jeopolitik kırılganlıklar ve iklim krizinin tetiklediği şoklar bu endişeyi haklı çıkarıyor.
Türkiye ve Gaziantep Bu Tablonun Neresinde?
Peki, bu küresel siber deprem dalgası karşısında Türkiye’nin ve özellikle ülkenin kalbi olan sanayi üssü Gaziantep’in durumu nedir?
Türkiye'nin finansal omurgası ve ödeme sistemleri altyapısı, sıkı regülasyonlar ve erken dijitalleşme tecrübesi sayesinde küresel siber saldırılara karşı dirençli görünse de, bu durum asla bir rehavet sebebi olmamalıdır. Çünkü bu tür küresel saldırılar ve sızmalar, yarın öbür gün Türk bankacılık sistemini ve ödeme altyapılarını da doğrudan tehdit edebilecek potansiyele sahiptir. Mesele sadece bankalar değil; asıl yumuşak karnımız nesnelerin interneti (IoT) ile yönetilen market soğutma zincirleri, akıllı lojistik ağları ve Endüstri 4.0 seviyesine hızla geçiş yapan fabrikalarımızdır.
Gaziantep; halıdan tekstile, gıdadan makine imalatına kadar küresel tedarik zincirinin kilit taşı olan, Türkiye'nin en büyük üretim ve ihracat merkezlerinden biridir. Şehrimizin vizyoner sanayicileri üretim hatlarını otomatize ediyor, yapay zeka ve akıllı sistemlerle dünyayla yarışıyor. Ancak bu dijitalleşme sürecinde kritik bir gerçeği artık görmek zorundayız: "Dijitalleşme" ve "dijital dönüşüm" kisvesi altında bu projeleri bize anahtar teslim sunan yabancı yazılım mimarlarına ve küresel teknoloji devlerine teslim olamayız!
Gaziantepli Sanayicilere ve Yerli Çözüm Çağrısı
Bugün yabancı menşeli yazılımlara, denetlenmeyen bulut sunuculara ve dışarıdan yönetilen otomasyon tünellerine bağımlı kalmak; ulusal güvenliğimizi ve ekonomik bağımsızlığımızı doğrudan tehlikeye atmaktır. Geleneksel üretim hatları dış dünyadan izolyeyken, günümüzde dışa bağımlı sistemler üzerinden fabrikalarımızın yönetilmesi büyük bir siber açık yaratmaktadır.
Türkiye, coğrafi konumu ve tarihi boyunca maruz kaldığı krizler nedeniyle kronik bir "afet direncine" ve refleksine sahiptir. Halkımız kiler kültürü ve kriz anındaki dayanışma ruhuyla panik dalgalarına teslim olmaz. Ancak "bize bir şey olmaz" rehavetini bir kenara bırakıp, özellikle Gaziantepli sanayicilerimize ve Organize Sanayi Bölgemizdeki tüm üretim liderlerimize buradan açık bir çağrı yapıyoruz:
Fabrikalarımızın otomasyon ve SCADA sistemlerini dışarıdan gelebilecek yetkisiz erişimlere karşı derhal izole edin.
Dışa bağımlı, arka kapıları denetlenemeyen yabancı yazılımlar yerine; yerli ve milli yazılımlarımızı, yerli mühendislik çözümlerimizi devreye sokun.
"Bize kim saldırır?" demeyin; çünkü yeni dünya düzeninde bağımsızlık sadece fabrikaya sahip olmakla değil, o fabrikanın dijital anahtarını kendi elinde tutmakla mümkündür.
Devletimizin kurumları (USOM ve ilgili birimler) kritik altyapıları korumak için mücadele ederken; yerel yönetimlerimizin, sanayi odalarımızın ve iş dünyamızın öncülüğünde kendi siber zırhımızı örmek zorundayız. Uyanık olmak, yabancıya teslim olmamak ve yerli üretim gücümüzü milli yazılımlarla taçlandırmak boynumuzun borcudur!