Coğrafya kaderdir derler; ancak Ortadoğu’da bugün yaşananlar, bu kaderin insafsız bir hırsla, eli kanlı politikalarla yeniden yazılmasıdır. Medeniyetin beşiği sayılan bu topraklarda, binlerce yıldır ayakta kalan kültürel değerler, sadece savaşın yan hasarı değil, bizzat hedef tahtasının ta kendisidir.
Gazze’de Büyük Ömer Camii’nin yıkılan minaresinden yükselen sessiz çığlık, bugün Bağdat’ta Abbasilerin yorgun saraylarında yankılanıyor; oradan da Tahran’da Gülistan Sarayı’nın tuzla buz olan Aynalı Salonu’nda parçalanıyor. Bu sadece binaların yıkılması değildir; bu, bir halkın geçmişini yok ederek geleceğini ipotek altına alma, kimliğini hafızalardan silme girişimidir.
İsrail’in Gazze’de yürüttüğü sistemli kültürel kırım, bölgeye yayılan çatışma dinamikleriyle birleşerek, UNESCO listesindeki Dünya Miraslarını "stratejik hedef" kisvesi altında moloz yığınına çevirmektedir. Uluslararası toplumun bu medeniyet suikastı karşısındaki derin sessizliği ise, barbarlığın en büyük suç ortağı olarak tarihe geçmektedir.
Bir Belleğin İdam Fermanı
İsrail’in Gazze’deki saldırıları, sadece askeri bir operasyon değil, açık bir "kültürel kırım" örneğidir. 2026 yılına gelindiğinde, UNESCO verileri Gazze'de 160'tan fazla tarihi sit alanının haritadan silindiğini teyit ediyor. MÖ 800 yılına tarihlenen Anthedon Limanı’nın sarsıntıları, insanlığın denizcilik tarihindeki ilk izlerini yok ederken; dünyanın en eski kiliselerinden Aziz Porphyrius’un bombalanması, inanç özgürlüğüne ve kadim bir mirasa indirilmiş en ağır darbedir. Bu yapılar "yanlışlıkla" değil, o topraklardaki Filistin varlığını ebediyen silmek amacıyla hedef alınmaktadır.
Bağdat ve Tahran: Sarayların Sessiz Çığlığı
Yıkım dalgası sadece Akdeniz kıyısıyla sınırlı kalmıyor. Bağdat’ta Abbasilerden miras kalan o eşsiz tuğla işçiliği, modern mühimmatların yarattığı sarsıntılarla dökülüyor. Abbasi Sarayı’nın kemerleri, bölgedeki kontrolsüz şiddetin gölgesinde ayakta kalma savaşı veriyor. Diğer yanda, İran’ın göz bebeği Gülistan Sarayı… Kaçar hanedanlığının o zarif "Aynalı Salonu", bugün barut kokusuyla karışan cam kırıklarıyla dolu. İsfahan’daki Çehel Sütun’un ahşap sütunları, tarihin yükünü değil, bugünün insafsız savaş makinelerinin ağırlığını taşıyor. Her bir çatlak, insanlığın estetik ve kültürel birikiminden kopan bir parçadır.
Hukukun İflası ve Tarihin Utancı
1954 Lahey Sözleşmesi, silahlı çatışmalarda kültür varlıklarının korunmasını emreder. Ancak bugün bu sözleşme, altında imzası olanların ellerinde bir kağıt parçasından öteye geçmiyor. Uluslararası ceza mahkemeleri ve koruma örgütleri, moloz yığınına dönen binlerce yıllık eserleri "kınama mesajlarıyla" kurtaracaklarını sanıyorlar. Oysa yok edilen sadece yapılar değil; bir halkın tapusu, bir milletin hafızasıdır.
Gelecek, Geçmişin Küllerinden Doğabilecek mi?
Tarih, bu dönemi sadece ölenlerin sayısıyla değil, silinen medeniyetlerin büyüklüğüyle de anacaktır. Eğer bugün bu barbarlığa "dur" denilmezse, yarın çocuklarımıza anlatacağımız bir geçmişimiz kalmayacak. Gazze, Bağdat ve Tahran’daki enkazlar, sadece o coğrafyanın değil, tüm insanlığın ortak mezarıdır.