Son günlerde uluslararası manşetleri süsleyen o sihirli kelime yine sahnede “Ateşkes”. Diplomasi koridorlarından sızan bilgilere bakılırsa bölgeye barış gelecek, silahlar susacak, gerginlik düşecek... Ancak sahayı okuyan, bölgenin nabzını tutan bir gazeteci gözüyle baktığımızda, karşımızda bir barış projesi değil, adeta bir “stratejik komedisi” duruyor.
İran’a dokunmayacağız, ancak Lübnan’ı vurmaya devam edeceğiz; Gazze’yi haritadan silecek noktaya getireceğiz ama bölge istikrarından bahsedeceğiz... Bu denklemin neresinde mantık var?
Aslında olan biten çok açık. “Adım adım, parça parça yok etme stratejisi.”
Bugün Lübnan üzerinde oynanan oyun, büyük satranç tahtasının en kritik hamlelerinden biri. Ateşkes adı altında sunulan oyalama taktikleriyle aslında yapılmak istenen; İran’ın en güçlü kalkanı olan Lübnan hattını tamamen felç etmek. "Doğrudan merkeze saldırma, önce kollarını kes" mantığı işliyor. Önce Lübnan’ı bitirip, orayı bir tehdit olmaktan çıkarıp, ardından çemberi biraz daha daraltmak...
Bu bir ateşkes değil, bir "hedef güncelleme" molasıdır. Bir tarafın mühimmat tazelediği, diğer tarafın uluslararası kamuoyunu "anlaşıyoruz" masallarıyla uyuttuğu bir illüzyondur.
Gazeteci refleksiyle sormak zorundayız: Lübnan’da taş üstünde taş kalmadığında, o meşhur ateşkes masaları kurulduğunda sıra kime gelecek? Çember bu kadar daralırken, ateşin kıvılcımları kapımıza bu kadar yaklaşırken "ateşkes" kelimesine inanmak safdillik olur.
Bölge, diplomasi maskesi takmış büyük bir hesaplaşmanın tam ortasında. Ve ne yazık ki bu komedinin son sahnesi, barışla değil, daha büyük bir fırtınayla kapanacak gibi görünüyor.