Pazartesi sabahı okul zilleri, 2026-2027 eğitim-öğretim yılına adım atan birinci sınıf öğrencileri ve anaokulu öğrencileri için çalacak ve 14 Eylül'de tüm kademelerde maraton başlayacak. Bu yazıyı kaleme alırken en baştan altını kalın çizgilerle çizmek isterim: Bir yazar olarak hiç kimsenin çocuğunu terbiye etmek, ona biçilmiş hayatı yargılamak veya birilerini hizaya sokmak gibi bir niyetim yok. Yıllarını sınıflara vermiş, tebeşir tozunu yutmuş emekli bir öğretmen ve tecrübelerini kâğıda döken bir gazeteci olarak tek derdim, Türk milletinin ve üzerinde yaşadığımız bu vatanın kalkınmasıdır. Bu gelişimin yegâne yolu ise, çocuklarımızın Türk Milli Eğitim sisteminin kuralları çerçevesinde, sağlıklı bir şekilde geleceğe hazırlanmasından geçmektedir.
Sınırsızlık Özgürlük Değildir
Eğitim sistemine omuz vermek yerine bilerek ya da bilmeyerek köstek olan yeni nesil velilerin çok iyi anlaması gereken bir gerçek var. Bugüne kadar evde kuralsızca, her istedikleri yapılarak yetiştirilen o "küçük krallar" ve "prensesler", okulun kapısından içeri adım attıkları an gerçek dünyayla, yani kurallarla tanışacak. Evdeki o sınırsızlık krallığı, sırada beklemeyi, paylaşmayı ve "hayır" kelimesini öğrenmek zorunda oldukları otuz kişilik bir sınıfta kaçınılmaz olarak duvara toslayacak.
Kurgulanmış Dehalar ve Gerçek Çocuklar
Yeni nesil ebeveynlik anlayışının en büyük yanılgılarından biri de çocuğa taşıyamayacağı roller biçmek. Evdeki en ufak bir pırıltıyı abartıp çocuğunu "matematik dehası" veya "üstün yetenekli" ilan eden veliler, kendi görmek istedikleri o kusursuz profili çocuklarına dayatıyor. Oysa sınıfa girdiklerinde, onların da sadece yaşıtlarıyla aynı düzeyde, sevgiye, sabra ve yönlendirmeye muhtaç "normal" çocuklar olduğu gerçeğiyle yüzleşiliyor. Kendi ölçüleriyle yarattıkları o sanal dahi profili gerçeklikle uyuşmadığında ise, bu veliler faturayı hemen öğretmene veya sisteme kesmeye kalkışıyor.
Herkes Kendi Rolüne Dönmeli
Yeni eğitim yılında okulların, öğretmenlerin ve idarecilerin asılsız müdahalelere, tabiri caizse veli baskınlarına maruz kalmaması en büyük temennimdir. Bu sistemin yürümesi için herkesin kendi sınırlarına çekilmesi şart. Anne anneliğini, baba babalığını yapacak; asıl önemli unsur olan öğretmen ise mesleğini icra edecek. Öğretmen, o mukaddes görevini yerine getirirken sınıfın kapısında ebeveyn gölgesi, eğitim programında veli müdahalesi olmamalıdır. Bizler tecrübenin sesine kulak verip, sınırları çizip öğretmenlerimizi rahat bıraktığımızda, çocuklarımız sadece birer "proje" değil, bu ülkenin aydınlık geleceğini inşa edecek sağlıklı bireyler olarak yetişecektir.
Yeni Eğitim-Öğretim Yılı Hayırlı Olsun
Tüm bu hassasiyetler ışığında; başta Gaziantep’teki okullarımız olmak üzere, Türkiye genelinde fedakârca görev yapan bütün öğretmenlerimizin ve geleceğimizin teminatı öğrencilerimizin yeni eğitim-öğretim yılını en içten dileklerimle kutluyorum. 2026-2027 eğitim-öğretim yılının ülkemize, milletimize ve vatanımıza hayırlar getirmesini temenni ediyor; okul zillerinin sadece derslere değil, aydınlık ve huzurlu yarınlara çalmasını diliyorum.