Bugün Babalar Günü. Sosyal medyayı kaplayan mutlu aile tablolarının, parlak kutlama mesajlarının ardında aslında adı konulmamış derin bir sessizlik ve küresel bir kaygı var. Dünyanın dört bir yanındaki babalar, yapay zekanın iş gücünü dönüştürmesinden iklim krizine kadar pek çok bilinmezle çocuklarının yarını için endişeli.
Ancak kabul edelim ki, bu coğrafyanın babalarının omuzlarındaki yük çok daha somut, çok daha yakıcı ve ağır.
Bugün haziranın üçüncü pazarı, yani Babalar Günü. Ama tesadüfe bakın ki bugün aynı zamanda Yükseköğretim Kurumları Sınavı’nın (YKS) ikinci günü. Şu dakikalarda binlerce baba, kutlama masalarında değil, okul bahçelerinde, kaldırım kenarlarında ellerinde su şişeleriyle çocuklarını bekliyor. İçlerindeki o ağır sızıyı, evlatlarına hissettirmemek için yüzlerine yerleştirdikleri o derme çatma tebessümle...
İşte Türkiye’de baba olmak tam olarak bu okul kapılarında sınanıyor. Çünkü o bahçede bekleyen her baba çok iyi biliyor ki; içeride ter döken evladı o kapıdan dereceyle çıksa, en yüksek puanları alsa bile artık hiçbir şeyin garantisi yok.
Eskiden eğitim, bu ülkenin çocukları için en büyük dikey hareketlilik aracıydı. Bir baba yemez, içmez, dişinden tırnağından artırır ve bilirdi bir gün evladının "altın bileziği" koluna takacağını. Bugün ise o illüzyon dağıldı. Okul kapısında bekleyen baba acı bir gerçeğin farkında: Çocuğu içerideki soruları doğru yanıtlayıp tıp fakültesini bile kazansa, yarın hak ettiği değeri göremeyen, emeği ucuzlatılmış, sıradanlaştırılmış bir mesleğin neferi olacak. Mühendislikler, hukuk fakülteleri, akademiler... Sistem, en parlak beyinleri bile geleceği belirsiz birer sıradanlığa mahkûm etti.
Dünyadaki bir baba "Çocuğum yapay zekâ çağında nasıl bir meslek seçecek?" diye soyut bir küresel kaygı taşırken, bizim babalarımız "Evladım onca yıl dirsek çürütecek, ben ömrümü onun eğitimine harcayacağım ama günün sonunda bir hiçlikle mi karşılaşacak?" realizminin altında eziliyor. Koruma içgüdüsüyle yoğrulmuş bir babalık ruhu için, sistem eliyle yaratılan bu çaresizlikten daha büyük bir ceza olamaz.
Ancak bir gazeteci olarak topluma ve insana aynayı tuttuğumuzda, bu karamsar tablonun içinde bile babalara dair değişmeyen o yalın gerçeği görmemiz gerekir.
Evet, belki bu ülkenin babaları çocuklarına hazır, güvenli ve adil bir gelecek teslim edemiyor; çarkları tek başlarına döndürmeye güçleri yetmiyor. Ama bir babanın evladına bırakabileceği en büyük miras, sadece içi boşaltılmış bir diploma ya da unvan değildir. Asıl miras; tüm bu kuraklığın ortasında bile ayakta kalabilme direnci, adaletsizliğe karşı eğilmeyen bir karakter ve o çocuğun hayatı boyunca sırtını dayayabileceği dürüst bir geçmiş can yeleğidir.
Bugün okul kapılarında, sınav salonlarının önünde gözleri nemli, yüreği buruk şekilde evladının çıkmasını bekleyen babalar... Sizler sadece bir sınavı beklemiyorsunuz; bu ülkenin tüm zorluklarına karşı çocuklarınızın geleceğini etinizle, tırnağınızla savunuyorsunuz.
Evladının geleceği için endişelenen, kaygısını kalbine gömüp o okul bahçelerinde vakarla duran tüm babaların günü kutlu olsun. Dileğimiz, babaların çocuklarını sınav kapılarında kaygıyla değil, hak ettikleri aydınlık yarınlara güvenle uğurlayabildikleri bir Haziran’a uyanmaktır. Babalar gününüz kutlu olsun....