Yarın sabah milyonlarca genç, hayatlarının en büyük virajlarından biri için sıralara oturacak. Sokaklarda o bildik, insanı geren sessizlik, evlerde dualar, okul kapıları önlerinde heyecanlı bekleyişler olacak. İlkokul birinci sınıfta ellerine tutuşturulan o ilk kurşun kalemden beri, neredeyse tüm çocukluklarını ve ilk gençliklerini feda ettikleri devasa bir maratonun birkaç saatlik finali bu.
Buraya kadar olan hikaye hepimiz için tanıdık, hepimizin içini burkan bir Türkiye gerçeği. Asıl ürkütücü ve can yakan kısım ise, bu çocukların ve ailelerinin yıllarca döktüğü alın terinin, harcadığı paranın, kurduğu hayallerin sistemin diğer ucunda nasıl koca bir hiçliğe ve nitelik krizine kurban edildiği.
Bugün önüme, İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) Gaziantep Şube Başkanı Mehmet Bulut’un bir açıklaması düştü. Açıklama kelimenin tam anlamıyla bir çığlıktı, bir feryattı. Ne diyordu Başkan Bulut? “Sıfır sayısal netle mühendis olunmamalı!”
Şimdi gelin, yarınki sınavın gölgesinde bu cümlenin arkasındaki o devasa yapısal çöküşü açık açık konuşalım.
"Merdiven Altı" Üniversiteler ve Sıfır Çekenlerin Cazibe Merkezleri
Yıllardır siyasi bir vizyonmuş gibi övünülen, popülist politikaların malzemesi yapılan "her ile bir üniversite" projesi, bugün ne yazık ki laboratuvarsız, kütüphanesiz ve doğru dürüst profesörü dahi olmayan "merdiven altı" üniversiteler gerçeğini doğurmuştur. Türkiye’de birkaç köklü üniversiteyi bir kenara ayırırsak, taşradaki apartmandan bozma kampüslerle, sadece tabeladan ibaret olan bu kurumlar yükseköğretimi tamamen niteliksizleştirmiştir.
İşin en acı, en tehlikeli boyutu ise tam olarak burada başlıyor: Akademik vizyondan ve teknik altyapıdan tamamen yoksun olan bu taşra üniversitelerindeki mimarlık ve mühendislik fakülteleri, sınavda sıfır çeken veya eksi netlerde kalan öğrenciler için adeta birer "cazibe noktası" haline gelmiştir.
Matematiksel mantığı kavrayamamış, fizikten, kimyadan, temel bilimlerden tek bir soruyu dahi doğru yanıtlayamamış adayların bu fakültelerin kontenjanlarını doldurması hangi akla, hangi mantığa sığar? Biz üniversiteleri bilim üreten yuvalar olarak değil de taşra ekonomisini canlandırma, esnafa kiracı bulma ya da genç işsizliğini 4 yıl boyunca istatistiklerin arkasına gizleme aparatı olarak gördüğümüz sürece bu çöküş kaçınılmazdı ve nitekim gerçekleşti.
Deprem Ülkesinde Hayatımız Kimlere Emanet?
Biz, topraklarının neredeyse tamamı aktif fay hatları üzerinde bulunan, acıyı, yıkımı ve ihmali en derinden, en taze şekilde yaşamış bir coğrafyanın insanlarıyız. Gaziantep olarak bu acı gerçeğin faturasını ne kadar ağır ödediğimizi henüz unutmadık, hafızalarımızdan silemeyiz.
Böyle bir ülkede; başımızı soktuğumuz evleri, iş yerlerimizi, altından geçtiğimiz köprüleri, çocuklarımızı emanet ettiğimiz okulları projelendirecek, denetleyecek olan insanların yetiştiği bir meslek dalı, nasıl olur da matematikte "sıfır" çeken bir tabana teslim edilebilir?
Sistemdeki tezatlık öylesine büyük ki; tıp programları için 50 bin, hukuk ve eczacılık için 100 bin, mimarlık için 250 bin barajı koyarken, doğrudan insan canıyla, halk sağlığıyla ve kamu güvenliğiyle ilgili olan inşaat mühendisliğinde başarı sırası barajını 300 bine kadar geriletiyorsunuz. Bu sadece bir kontenjan politikası hatası değildir; bu, açıkça toplumun can güvenliğine karşı yapılmış bir öngörüsüzlüktür. Sayısal altyapısı olmayan bir temelden, bu ülkeyi depreme dayanıklı inşa edecek mühendisler yetiştirmeyi beklemek rasyonel ve akademik gerçeklerle bağdaşmaz.
Plansız Kontenjan Politikası Çöktü, Diplomalar Boşa Çıktı
İMO Gaziantep Şubesi’nin paylaştığı veriler bu plansızlığın foyasını net bir şekilde ortaya koyuyor: Bugün tam 131 üniversitede inşaat mühendisliği bölümü var. Bölüm sayıları katlanırken, ne oldu peki? Kontenjanlar boş kaldı. 2025 yılında kontenjanlar geçmiş yıllara oranla dörtte birine (1/4) düşürülmesine rağmen yine de o sıralar dolmuyor.
Çünkü artık ne gençler ne de aileler bu oyunu yutuyor. Herkes acı gerçeğin farkında: Diploma artık bir meslek veya gelecek garantisi değil, sadece işsizliği birkaç yıl erteleme belgesidir. Bugün sokaklar, odalar, iş bulamadığı için kuryelik yapmak zorunda kalan, şantiyelerde asgari ücretin bile altına çalışmaya mahkum edilen pırıl pırıl, umutsuz mühendislerle dolu. Bir yanda altyapısız fakültelerin mezun ettiği niteliksiz kalabalıklar, diğer yanda ise işsizlikle boğuşan binlerce genç... Sistem her iki taraftan da patlamış durumda.
YÖK İçin Tarihi Sorumluluk Vakti
İMO Gaziantep Şube Başkanı Mehmet Bulut’un YÖK’e yaptığı çağrılar ve sunduğu çözüm önerileri, popülizmden uzak, bilimin ve aklın sesidir:
Baraj 50 Bine Çekilmeli: İnşaat mühendisliği programları için başarı sırası barajı acilen 50 bin seviyesine getirilmelidir.
Merdiven Altı Bölümler Kapatılmalı: Akademik kadrosu, laboratuvarı ve teknik altyapısı yetersiz olan bölümlere öğrenci alımı durdurulmalı, bu bölümler popülizme kurban edilmeden kapatılmalıdır.
Teknoloji Fakülteleri Dönüştürülmeli: Bu fakültelerdeki mühendislik eğitimi sonlandırılmalı; kurumlar, sektörün asıl kanayan yarası olan nitelikli ara elemanları yetiştirecek şekilde yeniden organize edilmelidir.
Kontenjan Adaleti Sağlanmalı: Yabancı uyruklu öğrencilere ayrıcalıklı ek kontenjanlar tanınmamalı, Türk öğrencilerle aynı akademik kriterlere tabi tutulmalıdırlar.
Yarın gençler o sınav salonlarında gelecekleri ve hayalleri için ter dökecekler. Onlar çocuk yaşlarından beri üzerlerine düşen o ağır yükü taşıyorlar. Peki ya sistemi yönetenler?
Eğer biz bugün eğitimde niteliği değil de sadece binaları, tabelaları ve sayıları kutsamaya devamedersek; yarın sadece üniversite mezunu işsizler ordusu yaratmakla kalmayacağız, geleceğimizi de tabutumuz olacak çürük zeminler üzerine inşa edeceğiz.
Deprem ülkesinde sıfır netle mühendis üretmek, gelecekteki felaketlere bugünden resmi davetiye çıkarmaktır. YÖK’ün bu çığlığı duyması ve bu adaletsiz baraj sınırını bir an önce düzeltmesi, artık bir eğitim tercihi değil, bu halkın can güvenliğine karşı bir namus borcudur.
Yarın sınava girecek tüm gençlerimize zihin açıklığı dilerim. Umarım emeklerinizin gerçekten karşılık bulduğu, diplomanızın da mesleğinizin de kıymet gördüğü bir Türkiye’yi hep birlikte inşa edebiliriz. Çünkü bu ülkenin sıfır çekenlerin dolduracağı akademilere değil, sağlam kafalara ve sağlam temellere ihtiyacı var.