Geçtiğimiz günlerde, Gaziantep’in ve sanayi dünyamızın en köklü vizyonerlerinden biri olan, GÜLSAN Holding’in kurucularından, Topçuoğlu Otomotiv Yönetim Kurulu Başkanı M. Ali Topçuoğlu’nu kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşadık. Şehrimizin ekonomik çehresini değiştiren, binlerce insana aş ve iş imkânı sunan bu büyük çınarın vefatı, sadece iş dünyası için değil, bu topraklara gönül veren herkes için çok büyük bir eksiklik.
Ali Topçuoğlu, sadece fabrikalar kuran bir sanayici değil; ömrünü çalışmaya, dürüstlüğe, memleket sevdasına ve en önemlisi insan biriktirmeye adamış bir "iyilik abidesiydi.Kendisiyle vefatından önce gerçekleştirdiğimiz, onun hayat felsefesini, dünü, bugünü ve yarını tüm çıplaklığıyla ortaya koyan, Boss Dergisinde yayımlanan ve Hüseyin Küpeli- Eray Ünver ile birlikte yaptığımız o tarihi ve arşivlik röportajı, onun aziz hatırasına bir vefa borcu olarak bugünkü köşemde hiçbir satırına dokunmadan, tüm derinliğiyle sizlerle paylaşıyorum.
Onun şu sözü, aslında tüm yaşamının ve başarısının adeta bir özeti niteliğindeydi:
“Yorulmak diye bir kavram yok. İş yaşamında 'ben bunu yapamayacağım' diye bir cümle asla olmamalı. İnsanız, her şeye gücümüz yetiyor, yaparız ve yapmak mecburiyetindeyiz."
İşte çocuk yaşta 15 metrekarelik bir dükkânda başlayan, bugün 3 bin kişilik dev bir aileye dönüşen tecrübe, sabır ve başarı dolu o muazzam nehir tasviri...
Çocukluk Yılları ve Erken Yaşta Başlayan Ağır Sorumluluklar
Ali Bey, Ali Topçuoğlu kimdir, nasıl bir çocukluk yaşadı?
Ali Topçuoğlu 1938 doğumlu olup, ailenin en büyüğüdür. Küçük kardeşim rahmetli Naci Topçuoğlu, onun küçüğü Vedat Topçuoğlu’dur. Çocukluğuma gelince; bunu üzülerek söylüyorum. Ali Topçuoğlu’nun çocukluğu hep çalışarak geçmiştir. İlkokula 8 yaşında kaydımı yaptırdığımda, 15 metrekarelik yedek parça dükkânında babamla birlikte çalışıyordum. Ailenin büyük çocuğu olduğum için rahmetli babam okumama fırsat vermedi. Lise 2’den sonra tamamen işe devam ettim. Bunun üzüntüsünü yaşadığım için babam benden sonraki kardeşim Naci’yi okuttu, devamında kardeşim Vedat ve benim oğlum Mustafa üniversite okudu.
Babanızın iş arkadaşı olmak sizin tercihiniz değildi öyle mi?
Evet, bunu Hasan Yavnık’la birlikte yazdığımız kitapta da bahsetmiştim. Bizde bir söz var “Ananın ilki olacağına, dağlarda tilki olasın” derler. Bu sözün anlamı, ailenin büyüğü olduğunuzda, babanın en büyük destekçisi ve yardımcısı oluyorsunuz. Babam bana böyle bir rol biçti. O yıllarda biz mahalle mahalle gezer gazyağı satardık. Nakliye sorunu vardı, kimse kolay nakliye yapamaz, üretilen mahsul şehirde kalırdı. Nakliyecilik geliştikçe, ürün bolluğu ancak o zaman yaşanmaya başlandı.
O yıllarda en büyük hayaliniz neydi?
12 yaşından sonra, becerilerimle babama güven vermiştim. 15 metrekarelik dükkandan, 50 metrekarelik bir mağazaya geçtik. Babam böyle şeyleri pek istemezdi. “Şurada bir ekmek yiyoruz, bu kadar sıkıntıya girme” derdi. Dükkânı büyütünce ufkum açıldı. Bayilikler aldım, işleri büyütme yoluna gittim. Kendime göre ideallerim vardı. Bunları gerçekleştirmek için çok çalıştım. Hamdolsun, çalıştık, bu memlekete hizmet edebilmek için epeyce bir mücadele verdik.
Hayatın Akışını Değiştiren O Dönüm Noktası
Yıllar önce iş yaşamına başladığınızda, bu noktaya geleceğinizi hayal ediyor muydunuz?
Bu kadar hayal etmiyordum ama çok çalışarak, iyi bir yere geleceğimizi hep düşünüyordum. Aslında Gaziantep’te yaşadığım bir hadise, bana bazı şeyleri fark ettirdi. Sünger fabrikasını yenialmıştık. Şıhcan semtindeki dükkânımızda otururken bir gün içeriye, yardıma muhtaç, yaşlı bir adam girdi. Çocuklara sessizce işaret ederek “yardımcı olun” dedim. Adam işaretimi anlayınca “Oğlum, yardım istemiyorum, varsa bana iş verin” cevabını verdi. Yaşı 60’lardaydı ve benim o yaşlarda bir işçiye ihtiyacım yoktu açıkçası. Adam teşekkür edip, kapıdan çıktı. Daha dükkânı 3 adım geçmeden, yolda yere yığılmış. Çocuklar haber verdi. Adamı getirdik, dükkânın önüne sandalye koyduk, su verdik.
Kendine geldikten sonra “Hayırdır, ne oldu, bir rahatsızlığın mı var?” diye sorunca “Oğlum, ben 3 gündür evime ekmek götüremedim, iş bulamadım. Buraya gelirken de çok ümitliydim. Sen “iş yok” deyince, içim geçti bir an” diye cevap verdi. Adamı işe aldım. Aynı gün biraderlerimle toplantı yaptım. Yaşadığım olayı aynen anlattım ve onlara şunları söyledim:
“Biz Allah’a şükür para kazandık, sanayiye de geçtik. Bundan sonra yapmamız gereken, yatırımı hiç kesmemek, bir taş üzerine bir taş daha koyabilmek, yatırım yaparak daha fazla kişiye iş imkânı sağlamak. Çünkü bu insanlar evine ekmek götürebilmek için çalışmak mecburiyetinde.”
O gün o kararı aldık. O günden sonra da, ne kazandıysak hepsini yeni istihdam alanları için aktardık. Bizim yediğimiz bir ekmek. Kazandıklarımızla daima işsizliğin azaltılmasına yönelik işlere yatırım yaptık. O olay hayatımızın akışını değiştirdi. Mesela bizde inşaat hiç bitmedi, benden sonra da bitmeyecek. İnsanların faydasına ne iş varsa Allah’a çok şükür imkan dahilinde yapıyoruz.
"Babamın Vefat Ettiği Gün İlk İşim Borç Senedini Ödemek Oldu"
Babanız Mustafa Topçuoğlu size en büyük miras olarak neyi bıraktı acaba?
Birincisi “Kimsenin hakkını bırakma, hakkı olanın hakkını ver ki, akşam evine gittiğinde huzur bulasın”, ikincisi “Bir kimseden mal alırken, mal verirken verdiğin söze dikkat et. Verilen söz yerine getirilmezse, insanlar rağbetten düşer” derdi. Bu sözleri babamız bizlerine küçük yaşlarda aşılamıştı.
Babamın vefat ettiği gün, vadesi o gün dolan, Koç Grubu’na ait bir borç senedi vardı. Cenazeyi defin ettik, dükkâna geldim. Hemen o senedin parasını rahmetli Naci kardeşime verdim, götürdü, borcumuzu yatırdı geldi. O hadiseden sonra, bizim Koç Grubu ile şartlarımız tamamen değişti. Hiçbir zaman aldığımızı vadesinden sonra ödememe gibi bir alışkanlığımız olmadı. Vehbi (Koç) Bey’in bize bir yazısı ulaştı. “Babanızın vefat ettiğini bugün öğrendim. Maddi manevi arkanızdayız. Sizinle olan ilişkilerimizin ömür boyu devam edeceğini sevinerek söylüyorum” diyordu. Babamızın bize bıraktığı nasihatler sayesinde biz kendimize başarılı bir iş yaşamı kurduk. Koç Grubu da daima bizim için bir okul oldu. Onlardan hangi konuda olursa olsun hep destek gördük. Sanayide ise rahmetli Naci Bey'in katkısı çok büyük. Gelişmemizde Naci Bey’in yanı sıra kardeşim Vedat Bey’in ve oğlum Mustafa’nın da büyük emekleri var.
Ticaretten Sanayiciliğe Geçiş ve Gülsan'ın Doğuşu
Çalışma hayatından sanayiciliğe geçiş kararını nasıl aldınız?
Ticaretten kazandığımız parayı, atıl olarak bekletmek istemedik. Arsa almak yerine, sanayiye yatırım ve istihdama yönlendirmeyi uygun gördük. O günlerde yedek parça işi yaptığımız için, conta fabrikası kurmak üzere kardeşimle anlaşmıştık. Naci Bey İtalya’da incelemeler yaptı. Hazırlıkları yapmışken, o günkü siyasi ortam ve belirsizlik nedeniyle geri adım attık. Biraz bekledik ama bizim içimizdeki yatırım ateşi sönmedi. Yeni arayışlara başlarken, bir dostumuz bize, Başpınar’da Gülsan Sünger fabrikasının satılık olduğu bilgisini verdi. İş bizim işimiz değil ama yine de almaya karar verdik. Gülsan ismiyle devam ettik, işi geliştirdik. Satışlarımız arttı ama süngerin bir maddesi suya değince hem alev alıyor, hem de zehirliyordu. Rahmetli Naci Bey bir gün zehirlendi ve büyük tehlike atlattı. Süngeri bırakıp, çuvala yöneldik. Bu arada Vedat büyüdü, oğlum Mustafa büyüdü, onlar da işin içerisine dahil oldu. O işi de geliştirdik. Hamdolsun o günden sonra biz yatırımlarımızı her yıl artırarak devam ettirdik. 15 işçi ile başladığımız işyerimiz bugün 3 bin işçi ile devam ediyor. Bunun 500-600’ü beyaz yakalı mühendistir.
Bir çok sektörde yer aldınız ama sizin için özel olan bir sektör var mı?
Benim için en özel olanı otomotivdir. Neden derseniz, ilk başladığımız günden son güne kadar ben hep otomotivde kaldım. Bizim otomotivdeki yatırımımız, bu memlekete Gülsan Grubu’nu kazandırdı.
“Keşke şunu da yapsaydım” dediğiniz bir sektör var mı?
Öyle bir şey olmadı. Bu memlekete faydalı olan bir malı ürettiğiniz zaman sorun olmuyor. Yaptığınız işe inanmanız lazım. Biz o inancı bulduğumuz zaman daima yol aldık, devam ettik. Girdiğimiz işlerin yüzde 99’unda da başarılı olduk.
Ali Bey, şu anda işlerinizin ne kadarlık kısmını siz yönetiyorsunuz?
Benim alanım otomotiv. Otomotiv grubundaki işlerimizi Genel Müdürümüz Gökhan Özil Bey ile devam ettiriyoruz. Sanayide de Vedat Bey ve Mustafa Bey birlikteler. Ayda bir kez toplantı yaparız. Herkes bütün yaptıklarını paylaşır, orada yeni bir karar alınacaksa alınır, sonra herkes yoluna devam eder.
Kriz Yönetimi: "Krizlerde İşçi Çıkartmayız, Çözüm Bu Değil"
Çok önemli badireler atlattınız, peki yakın tarihimizde sizi etkileyen önemli olaylar hangileri oldu?
Çok krizler gördük. 1994’te ve 95’te yaşadık. 98’de oldu. 2001’de yaşadık. Bu krizler, insanların varlıklarının yok olmasına sebep oldu. 94’teki devalüasyonu Allah bir daha yaşatmasın. Son dönemde yaşadığımız pandemi, en çok etkilendiğimiz olaylardan birisidir. Bundan önce de çok krizler yaşadık ama bundan daha kötüsü olmadı. Fabrikalarımız kapanmadı ama özellikle küçük esnaf, dar gelirli çok sıkıntı çekti. Ama devletimiz, milletimiz el ele vererek bu zorlukları da aştık.
Kriz süreçlerini nasıl yönetirsiniz?
Birçok sektörde yapılan ilk şey, işçi çıkartmak olur. Biz bunu yapmayız. İşçiyi çıkartmak geçici çözümdür. Mesela, 1998 krizinde toplandık ve “işçi çıkartmayalım ama bunun çözümünü bulalım” dedik. Çözüm nedir, ihracat. Aile bireylerimizin hepsi bir ülkeye gitti, araştırmalar yaptı. Siparişler aldık. İç piyasaya ürettiğimiz malların toplamı kadar, 1 ay içerisinde sipariş geldi ve biz yeni işçiler aldık. O sıkıntıyı biz, insanlar işinden olmasın diye yaşadık ama sonunda bizim için de güzel oldu. Herkes de gıpta ile bize baktı.
İşçilerinizle kaç bin kişilik bir ailesiniz?
İşçilerimizi 5’er kişi ile sayarsak, en az 20 bin kişilik bir aileyiz. Bizler bu aile ile başarılı olduk. Eğer siz işçileriniz ile birlik beraberlik içerisinde çalışıyorsanız, işinizin kötüye gitmesi mümkün değil, bunu samimiyetimle söylüyorum.
2002 yılında otomotiv sektöründe kriz yaşanırken, Tofaş personel sayısını azaltmamızı isteyen bir yazı göndermişti. Biz Genel Müdürümüz Gökhan Özil Bey ile oturduk ve bu kararı uygulamadık. İşçilerden daha çok çalışarak açığı kapatmalarını istedik. Samimi söylüyorum, biz o dönem iki katı araba sattık ve işçi çıkartmadan performansımızı koruduk.
Başarının Sırrı ve Vehbi Koç Örneği
Ali Bey öngörüleri doğru çıkan bir iş insanısınız, nedir bu işin sırrı?
İnsanlarla iç içe yaşamak, herkesin derdiyle dertlenmek, pazarlama konusunda çalışanlarla daha fazla istişare ederek önsezileri kuvvetlendirmek. Toplantılarda, küçük-büyük demeden herkesi dinlerim. Her görüşe önem verir, analiz yaparım. “Dediğim dedik” demem. Kararları tek başına alırsam, işler bu kadar sağlıklı yürümez.
Kendinize örnek aldığınız bir isim var mı?
Vehbi Koç. Kendisiyle çok kez bir araya gelme fırsatım oldu. O’nun prensipleri vardı. Onu örnek aldım. İş yapma anlayışı, çözümlemesi müthişti. Özel yaşamında da titizdi. Vehbi Bey, sabah namazına kalkar, namazdan sonra uyumazdı. Sabahları 3-4 kilometre yürürdü, 22:30’dan sonra asla yemek yemezdi, aynı şeyler bende de var.
Yazdığınız kitapta, “Söz ticaretin anayasasıdır”diyorsunuz, sanki bu anayasaya göre hareket edenlerin sayısı azalıyor, ne dersiniz?
Haklısınız. Bugünün şartlarında, bu sözü verenlerin sayısı yok denecek kadar azaldı. İnsanlar doyumsuz olmaya başladı.
Gaziantep Sanayisi ve Otomotiv Sektörü
Gaziantep sanayileşme anlamında nerede şu anda, gelinen noktayı yeterli buluyor musunuz?
Gaziantep, Anadolu’da ve Türkiye genelinde çok iyi bir yerde. Bir tek kötü yanımız, iyi bir şey yapılanın taklit edilmesi. Yani komşunun gözüyle değil de, akıl ve mantıkla hareket edilmesi lazım. Ahmet’in Mehmet’in yaptığını yapmayı bırakıp, ticari gözle değerlendirip, yatırım kararı almak gerekiyor. Buna rağmen Gaziantep’in bulunduğu yer, çok iyi bir yer.
Gaziantep, otomotiv sanayisinde istenilen yere gelemedi mi acaba, bu konudaki görüşünüz nedir?
Yatırım anlamında Bursa bu konuda iyi işler çıkarttı. Ford’un Kocaeli ve Eskişehir'e yatırım yapması, o bölgeleri teşvik etti. Otomotivci, etrafında yan sanayiyi göremezse yatırım yapmaz. Gaziantep’in böyle bir şanssızlığı olabilir.
Ali Bey bir gününüz nasıl geçer?
Genellikle bizde mesai sabah 06:00 gibi başlar, program dahilinde devam eder. En geç 09:00’da işyerimizde oluruz. Herkes kendi görevini yapar, hafta sonları mutlaka toplantı yapar, kardeşler ve çocuklarla beraber haftayı, ayı ve günün şartlarını değerlendiririz. Buna göre de tedbirlerimizi alır, yol haritamızı belirleriz.
İş yaşamına bugün başlamış olsaydınız, neleri yapar, neleri yapmazdınız?
Yine otomotiv, yine otomotiv… Eğer şu andaki imkânlarımla otomotive girmiş olsaydım, belki otomotiv yatırımlarına daha fazla ağırlık verirdim. Yapmazdım dediğim bir sektör yok.
İş Hayatına Yeni Atılanlara Tavsiyeler
İyi patron nasıl olmalı?
İyi patron ekibiyle kardeş gibi çalışabilen, aynı zamanda toplum bilinciyle hareket ederek, doğru kararlar alabilendir.
İyi çalışan nasıl olmalı?
Araştırmacı, müşteri yanına geldiğinde, müşterinin ne istediğini anlamalı. Mesela, sermayesiyle o otomobili alabilecek durumda mı, değil mi? O’nun taksitlerini ödeyebilecek durumda mı? Satacağı ürünü, gözünün içine bakarak, güler yüzle tanıtması lazım. Bunları yaptığında hem satış gelişir, hem de ürün alan adam zarar görmez.
İş yaşamına yeni adım atanlara önerileriniz ne olur?
Bazı insanlarda şunu görüyorum. Elinde bir sermayesi var ama o sermayenin 100 katı büyüklüğünde bir işe giriyor. Bunun adı yatırım değil, aç gözlülük bana göre. O arkadaşlar, sonra kaybolup gidiyor, üzülüyorum. İmkanları müsait değilse, daha büyük işlere atılmasınlar, yazık olur. Bankalardaki batık paralara baktığınız zaman, insanların yüzde 80’inin bu şekilde hareket etmesinden ve ödeyemeyeceği borçların altına girmesinden kaynaklı olduğunu görürsünüz. Yaptığınız iş ne olursa olsun, yüzde 60-70 öz sermayeniz yoksa, o işten zarar edebilirsiniz. Yerine getiremeyecekleri sözü vermesinler. Dürüstlük ve samimiyet de mutlaka öncelikleri arasında olmalı.
Gençler iş yaşamında rekabeti nasıl sağlamalı?
Her şeyden önce kalitede yarışmalılar. Verdiği sözü yerine getiremeyenler kaliteyi bitirir, işi uzun soluklu devam etmez.
"Hayır İşlerini En Önemli Yatırım Olarak Görüyorum"
Onun en büyük hayallerinden biri, Gaziantep'te otomotiv endüstrisinin köklü bir şekilde gelişmesi ve bu alanda nitelikli insanların yetişmesiydi. Bu hayalini gerçeğe dönüştürmek adına şehre kazandırdığı Ali Topçuoğlu Otomotiv Endüstri Meslek Lisesi, bugün onun vizyonunun en canlı şahidi olarak hayata geçmiş durumda. Şimdi o okulun sıralarında yüzlerce genç geleceklerini inşa ediyor, geleceğin otomotiv profesyonelleri olarak yetişiyor. Sanayiye ve eğitime vurduğu bu mühür, onun şu sözleriyle daha da anlam kazanıyor:
Bundan sonraki yaşam planlarınızda neler var?
Mümkün olduğu kadar yatırımlarda geri kalmamak isterim. Allah’a çok şükür biz varlıkta belirli bir seviyeye geldik. Dolayısıyla bizim bu ülkeye yapacağımız şey nedir, ondan bahsedeyim. Hayır işlerinde daha fazla ön plana çıkarak, bu memleketin ihtiyaçlarını karşılamalıyız. Mesela benim yaptırdığım bir meslek lisesi var. Bu okul sadece otomotiv üzerine eğitim veren bir okul. Buradan yetişen çocuklarla otomotiv sektörüne de eleman kazandırıyoruz. Hayır işlerimizin artmasını en önemli yatırım olarak görüyorum. Bunun yanında yurtlar yapmalıyız. Benzer yatırımlarımızın artmasından yanayım. Bu yöndeki çalışmalarımız hiç bitmez.
Şehirde “Topçuoğlu” soyadını taşıyan bir çok eser görmek mümkün, ne hissediyorsunuz bunları gördükçe?
Çocukluğumdan beri hayal ettiğim bir duygu. Rabbime çok şükür, benim bundan sonra varlıkla ilgili bir sıkıntım kalmadı. Bende rabbimin bana verdiği bu varlığı, halkımla paylaşmak istiyorum. Bu kararlara imza atarken, gönül rahatlığı içerisinde hareket ediyorum. Toplumsal olaylarda dayanışma içerisinde olmaktan mutlu oluyorum. Toplum üzülürse ben de üzülüyorum, onlar sevinirse ben de seviniyorum. Elimizden geldiği kadar insanlara faydalı olmak en büyük idealimiz.
Yaptırdığınız okulları ziyaret ediyor musunuz?
Bilhassa, otomotiv üzerine kurduğum okula gidiyorum. Çocuklara sorular soruyorum, nasıl bir eğitim alabileceklerini, nasıl başarılı olabileceklerini anlatıyorum. Sohbet ediyorum.
Sizi en çok ne mutlu eder?
Benim yanıma gelen insanların, benim yanımdan mutlu ayrılması, beni çok mutlu eder. İnsanlara şu tavsiyem var. Düşmanınız bile size geldiği zaman, ona dostça yaklaşın. Mütevazı olmak her zaman önemlidir.
Özel Yaşamı, Aile Bağları ve Karakteri
Eşiniz Mücevher Hanım’la nasıl tanışıp, evlendiniz?
Mücevher Hanım teyzemin kızı. Beraber büyüdük, kendisi hanımefendi, mütevazı bir kişiliğe sahipti. Benim onda gönlüm vardı ama daha ben söylemeden sağ olsun dedemiz, teyzeme “Mücevher’i benden habersiz kimseye vermeyin, ben onu Ali ile evlendirmek istiyorum” deyince, evlenmemizin önü açılmış oldu. Ben de dünyanın en mutlu insanı oldum.
“Cimriliğe tahammül edemediğiniz” söyleniyor, nedir bunun aslı?
Aynen öyle. Cenab-ı Allah da sevmez cimri kullarını… İnsanlar paylaşmayı severse, yanına gelene samimiyetle yaklaşırsa hayatı boyunca mutlu olur. Bir lokmanızı bin kişiyle paylaşırsanız, bundan daha güzel bir şey yok ki!..
Sizi en çok ne kızdırır?
İnsanlar bencil, kibirli olursa insanların merhametinden de uzaklaşır. Bu tip insanlara kızarım. Ancak insanlar ağır başlı, saygılı, efendi olursa, bu onun başarılı olmasını da sağlar.
Dostlarınızla nasıl vakit geçirirsiniz?
Dostluklar bizim için önemlidir. Akrabalarımızdan asla kopmamalıyız. Buna dikkat ederim. Aile bağları ne zaman gevşerse, o aile dağılmaya mahkum olur. Bizim felsefemizde fakir-zengin ayrımı yapılmaz. Birlikte oturur, birlikte yer içeriz. Dost ve akrabalarla güzel vakit geçirmek, her zaman önceliklerim arasında yer almıştır.
Kendinizde en beğendiğiniz ve beğenmediğiniz huylar hangileri?
En beğendiğim yönüm merhametli olmam, en beğenmediğim ise elimde olmayan sebeplerden dolayı insanlara yardım edemeyişim olur.
Sağlıklı yaşam adına öncelikleriniz neler?
İnsanlar sağlığa 50 yaşından sonra daha çok dikkat etmek zorunda kalıyor. Ben de yıllardır buna dikkat ederim. Yürüyüş yaparım, daha az tüketirim. Beslenmeye dikkat ederim, bu şekilde sağlığımı korumaya çalışıyorum.
Mutfakla aranız nasıl?
Yemek yapmasını bilmem ama tarifini iyi yaparım. Çok iyi lezzet bilirim. Yemek ayrımı yapmam, her yemeği severim.
Son sözümüz Kilis olsun. Kilis sizin için ne anlam ifade ediyor?
Şöyle ifade edeyim, bizler Kilis’ten geldik ama Kilis’e de sırtımızı hiçbir zaman dönmedik. Gaziantep ve Kilis’i ayrı düşünmeyiz. O bölgedeki hemşerilerimizin bize olan taleplerinde de daima yanlarında olmaya özen gösterdik, istihdam anlamında da katkı sağladık. Yatırım yaptık. Geçmişte bizim ile çalışan insanların şimdi çocukları ve hatta torunları bizimle çalışıyor. Bağlarımızı koparmadık, bundan sonra da koparmayız.
Son Söz...
Ali Topçuoğlu’nun bu satırlara sığan koca bir ömrü, aslında bizlere sadece ticaretin değil, insan olmanın da anayasasını bırakıyor: Sözünün eri olmak, alın terine saygı duymak ve kazandığını toplumuyla paylaşabilmek.
Benim bugüne kadar gördüğüm; hayallerini tek tek gerçekleştiren ve o gerçeğe dönen hayallerini, yeşeren o umutları izlerken gözlerinin içi gülen, bundan sonsuz mutluluk duyan çok özel bir insandı.
Gaziantep sanayisinin, otomotiv sektörünün ve binlerce işçisinin hamisi Ali Topçuoğlu, arkasında asla silinmeyecek izler, adını taşıyan okullar, yurtlar ve en önemlisi o gıpta edilen tertemiz ismi bırakarak aramızdan ayrıldı. Mekanı cennet, ruhu şad, Allah rahmet eylesin. Şehrimizin ve kederli ailesinin başı sağ olsun. Onun vizyonu ve şehre kazandırdığı değerler, bizlere bıraktığı en büyük miras olarak her zaman yaşayacaktır.