Haber Ara

Milyonlarca haber arasında ara

Hazineye El Uzatanın Derisi, Fırat’ın Suları ve Borsanın Dijital "Söyüş" Tezgâhları

Paylaş:
N

İnsanlık tarihi, iki büyük icadın gölgesinde ilerler: Biri uygarlığı kuran adalet ve ortak yaşam iradesi, diğeri ise bu iradeyi ve ortak kasayı delmeye çalışan hırsın türlü halleri. "Devlet" ve "sistem" dediğimiz organizasyonlar var olduğundan beri, kâsesine el uzatan, milleti ve devleti dolandıran "beyaz yakalı" simalar da hep var olageldi. Bugün lüks makam araçları, süslü finans terimleri, ihaleler ve göz boyayan bürokratik kılıflarla ya da borsa tahtalarındaki o soğuk ekranların arkasında yapılan dolandırıcılığın kökleri, aslında antik dünyanın en sert yasalarına kadar uzanır.

Çünkü eski çağlarda devletin veya halkın malına el uzatmak, bugünkü gibi basit bir "mali suç" veya "görevi kötüye kullanma" olarak görülmezdi; doğrudan doğruya "vatana ihanet" ve "kutsal olana saygısızlık" sayıldı. Ve cezalar da suçun ağırlığına yakışır şekilde, ibretlikti.

Mezopotamya’nın bereketli hilalinden, Fırat’ın kıyısındaki antik Zeugma’ya kadar bu coğrafya, insanlığın ilk devlet aklını kurduğu topraklardır. Bugün Gaziantep dediğimiz bu kadim topraklar; Hititlerin, Asurların, Kommagene’nin ve Romalıların ticaret damarıydı. Fırat üzerindeki gümrük kapılarından geçen tüccarların yükünü tartan, kral veya imparator adına vergi toplayan memurlar ve valiler, o devirde de kasanın başındaydı.

Hangi çağda olursa olsun, zenginliğin merkezi neresiyse, harislerin hedefi de orasıydı. Ancak bu coğrafyanın kuralları sertti: Zeugma’da ya da antik Doliche’de devletin vergisini çalan, gümrükte hile yapan veya hesapları kendi lehine çeviren bir memur yakalandığında, Roma’nın ya da bölge krallıklarının o keskin kılıcıyla yüzleşirdi. Öyle ki, bu tür yolsuzluklar sadece cepten alınan bir para değil, doğrudan devletin ihtişamına ve kamu düzenine ihanet sayılır; suçluların mal varlığına el konulup kentin meydanlarında halka teşhir edilerek sürgüne yollanırdı. Fırat suları yüzyıllardır akıp gidiyor; nehir aynı nehir ama kasanın etrafındaki "kurnaz" ellerin fıtratı bir türlü değişmiyor.

Tarihin sayfalarını şöyle bir araladığımızda karşımıza çıkan diğer manzaralar da adaletin geçmişte ne denli sert kılıçlar kuşanabildiğini gösteriyor. Söz gelişi, Antik Pers İmparatorluğu’nda rüşvet alan ve kralı dolandıran Sisamnes adlı bir yargıç, Kral I. Darius’un emriyle canlı canlı derisi yüzülerek cezalandırılmıştı. Bitmedi; kral, adaletin unutturulmaz bir simgesi olsun diye, o hakimin derisini yeni atanan yargıcın oturacağı kürsüye kaplatmış, suçlu hakimin oğlunu da babasının yerine o koltuğa oturtmuştu. Yeni yargıç, her sabah o derinin üzerine otururken babasının akıbetini hatırlıyor, dolandırıcılığın ve adaletsizliğin bedelini adeta teninde hissediyordu.

Mezopotamya’da Hammurabi Kanunları da bundan farksızdı. Kral adına görev yapan bir memur ya da hakimin haksız kazanç sağladığı, kararları rüşvetle değiştirdiği anlaşıldığı an, meslekten atılmanın çok ötesine geçilir; o kararın değerinin katbekat fazlası ceza olarak kesilir ve o hakim bir daha asla kamu görevi yapamayacak şekilde ömür boyu men edilirdi. Antik Roma’da ise durum "Repetundae" adı verilen özel mahkemelerle yürütülürdü. Sicilya’da halkı soyup soğana çeviren Vali Verres, ünlü hatip Çiçero’nun o dehşet verici nutukları karşısında köşeye sıkışmış, suçlu bulunacağını anladığı an Roma’dan sürgüne kaçmıştı. Roma hukuku, devleti soyanların sadece malına mülküne el koymakla kalmaz, onları siyasi ve toplumsal haklarından da tamamen soyutlardı.

Peki, günümüze baktığımızda ne görüyoruz?

Tarih boyunca nehirler yatak değiştirdi, krallıklar yıkıldı, imparatorluklar tarihe gömüldü, parmak izi yerine dijital imzalar, parşömenler yerine Excel tabloları, kantar yerini de borsanın elektronik emir tahtalarına bıraktı. Ama devleti, sistemi ve milleti "söyüşleyenlerin" fıtratı milim değişmedi. Antik çağın valisi halkın buğdayını ya da gümrük vergisini çalarken, modern çağın spekülatörleri ve vurguncuları borsa tahtalarında, fon oyunlarında, sosyal medya grupları üzerinden yayılan sahte tüyolarla küçük yatırımcının dişinden tırnağından artırarak kurduğu hayalleri bir gecede buharlaştırıyor.

Bugün bütün kanallarda, bütün haber bültenlerinde konuşulan o devasa borsa vurgunları, hisse senedi oyunları ve batık fonlar, aslında modern finans kapitalizminin antik çağdaki soygun tezgahlarından hiçbir farkı olmadığını gösteriyor. Araçlar parşömenden elektronik ekranlara dönüştü; tahta kapatıp operasyon çekenler, algoritmaları manipüle ederek halkın birikimini hortumlayanlar, antik çağın kantar hırsızlarıyla akraba olduklarını her fırsatta kanıtlıyorlar. Yüz binlerce insanın mağdur olduğu bu dijital "söyüşlenme" düzeni, toplumsal yapıyı ve güveni derinden sarsıyor.

Fakat değişmeyen bir şey daha var: Zaman ve Adalet

Antik çağın o dehşet cezaları bugün fiziksel olarak uygulanmasa da, tarih ve toplumsal hafıza bu vurguncuları asla affetmiyor. Bugün o hırsla ekranların başında ya da lüks ofislerde koltukları işgal edenler, yarın tarihin, vicdanların ve hukuk mahkemelerinin önünde, Pers kralının deri kaplı kürsüsünden veya Zeugma’nın adaletinden çok daha ağır bir utançla mahkûm olmaktan kaçamayacaklar.

Çünkü hazineye ya da küçük yatırımcının emeğine uzanan o haris eller, ne kadar gizlenirse gizlensin, adalet terazisinin hassas ibresinden asla kaçamaz. Tarih, devleti ve milleti dolandıranların unuttuğu, ama adaletin asla affetmediği gerçeklerle doludur.

Yorumlar
0 yorum
Yorumlarınız editör onayından sonra yayına alınır.
Bu makalaya henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.
Marka Flower Çiçekçi
WhatsApp
İhbar Hattı