Haber Ara

Milyonlarca haber arasında ara

Gaziantep’in Yağmurla Zorlu Sınavı

Paylaş:
N

Gaziantep’te sonbaharın serin rüzgarları yerini kara bulutlara bıraktığında, şehirde sadece mevsim değişmez; adeta bir kolektif refleks, bir rölantiden çıkış hali başlar. Gökyüzünden düşen ilk damlalarla birlikte taş sokaklar, asfalt caddeler ve modern bulvarlar sadece suya değil, kentin yıllardır çözemediği kangrenleşmiş meselelerine de teslim olur. Çünkü Gaziantep’te yağmur, romantik bir sonbahar tablosundan ziyade, kentin altyapısını ve hafızasını yoklayan acımasız bir sınav kağıdıdır.

Bir yanda buram buram tarih kokan Bey Mahallesi, Kasteller, tarihi hanlar ve taş evler... Diğer yanda ise betonlaşmanın, plansız büyümenin pençesindeki yeni yerleşim yerleri. Tarihi doku yağmuru içine çeker, adeta onunla barışık yaşar; fakat kentin modern yüzü, ne yazık ki ilk ciddi sağanakta sinir sistemini tamamen teslim eder.

Uzak diyarlarda, Avustralya’da ya da Malezya’da muson yağmurlarının o devasa öfkesine bizzat şahit olduk. Gökyüzü adeta boşalır, okyanuslar boşanır sanırsınız; lakin ne bir su birikintisi kalır ortada ne de trafiği kilitlenen bir şehir. Çünkü orada işi ehline, mühendisliği akla ve bilime teslim etmişlerdir. Biz ise bırakın musonu, sonbaharın sıradan bir sağanağında bile "Venedikvari" manzaralarla baş başa kalıyoruz. Avustralya’da, Malezya’da suyun akılcı bir hesapla nasıl yutulduğunu izleyip hayran kalırken, kendi memleketimizde üç kuruşluk rögarların, eğimsiz asfaltların ve uyduruk kaldırım projelerinin kurbanı oluyoruz.

Modern kentleşme adına İbrahimli’den Batıkent’e, yeni cazibe merkezlerinden devasa bulvarlara kadar her yeri betonla doldurduk. ‘Vizyon proje’ diye pazarlanan o caddelere, estetik olsun diye milyonlar dökülen kaldırım taşlarına bakın; ilk yağmurda suyun akacağı bir meyil, bir kot hesabı dahi yapılmadığını görürsünüz. Liyakatsiz müteahhitlerin, cebini doldurmaktan başka şehir sevgisi olmayan vasıfsız taşeronların elinde bu şehir, adeta yapboz tahtasına döndü. Üç kuruşluk maliyet hesaplarıyla, insan hayatını ve şehrin geleceğini hiçe sayan bu zihniyet, gökten düşen üç damla yağmurla kentin bütün makyajını yerle bir ediyor. Asfaltın altına beton dökmekle modern şehir olunmuyor; asıl marifet, doğaya yenilmeyen bir mühendislik akıl koyabilmektir.

Tabii burada meseleyi hemen siyasi mertebelere, belediye başkanlarının kapısına yıkıp kolaycılığa kaçmak haksızlık olur. Siyasiler gelir geçer, projeye bütçe onaylar; asıl facianın mimarları o koridorlarda tünemiş, diplomasiyi cebine koymuş ama vicdanını ve liyakatini unutmuş bürokratlar ve kontrol mühendisleridir! Masasında oturduğu makamın hakkını veremeyen, teknik projeyi üç kuruşluk menfaatler için yamalı bohçaya çeviren o hevespısız, kitapsız zihniyet, bu kentin ruhuna kıymaktadır. Denetlemesi gerekenin göz yumduğu, imza atması gerekenin "nasıl olsa idare eder" dediği her dosya, ilk yağmurda bu kentin sokaklarını sele teslim ediyor. Siyasetçi hedefe konur ama asıl bu kentin sırtına hançer vuran, o liyakatsiz ve cüretkar teknik kadroların ta kendisidir!

Günün sonunda bulutlar dağılır, güneş o meşhur Gaziantep bozkırının üzerine yeniden doğar. Sokaklar kurumaya, asfaltlar eski rengine dönmeye başlar. Geride ise kurşun gibi ağır bir soru kalır:

Bir sonraki kara bulut kenti sardığında, yine aynı manzaralara gülüp geçecek miyiz, yoksa bu şehre hak ettiği kalıcı çözümleri ne zaman sunacağız?

Cevap, bu kentin sırtından geçinenlerde değil, bu kenti gerçekten sahiplenenlerin vicdanında saklı.

Yorumlar
0 yorum
Yorumlarınız editör onayından sonra yayına alınır.
Bu makalaya henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.
Marka Flower Çiçekçi
WhatsApp
İhbar Hattı