Akşam akşam siyasetin gri havasından, gündelik koşturmacanın ve televizyon dizilerinin kasvetinden biraz sıyrılalım. Rotamızı tarihin, mitolojinin ve bizzat içinde bulunduğum o trajikomik kazı günlerinin ortasına kıralım.
Bizim memleketin insanı misafirperverdir, bağrına bastığını tam basar. Ama bazen öyle bir bağrına basar ki, binlerce yıllık tarih bile neye uğradığını şaşırır! İşte bunun en büyük mağduru, antik çağın altını üstüne getiren, İmparatorlukları dize getiren Makedonya Kralı Büyük İskender’den başkası değildir. Dünyayı fethetti, Doğu ile Batı’yı birbirine kattı ama Gaziantep’e geldi, cinsiyet değiştirdi; oldu mu sana "Çingene Kızı"

"Hocam Bulduk! Çingene Kızını Bulduk!"
Gelin sizi o meşhur döneme, Zeugma kazılarının tam kalbine götüreyim. O günlerde ben de oradaydım. Kazı başkanlığını, o dönem Gaziantep Müze Müdürlüğü’nde uzman olan, şimdilerde ise Harran’da Profesörlük yapan kıymetli dostumuz Mehmet Önal yürütüyordu. Toprak altından o muazzam mozaik yavaş yavaş belirmeye başladığında kazı alanında büyük bir hareketlilik yaşandı.
Alanda çalışan işçiler, dağınık saçları ve hafif esmer tonlarıyla mozaiği görür görmez neşeyle bağırmaya başladılar: "Hocam bulduk, bulduk! Çingene kızını bulduk!"
Anlayacağınız bizim işçiler, o heyecanla koskoca Makedonya İmparatoru’na farkında olmadan katıksız bir "Antep karası" çalmış oldular! Şansımıza, o an kazı alanında bulunan birkaç gazeteci arkadaş da bu coşkulu çığlığı duyunca hiç vakit kaybetmeden gazete merkezlerine hemen manşeti patlattı: "Zeugma’da Çingene Kızı Mozaiği Bulundu!" İşte o gün atılan o aceleci manşet, koca İskender’in kaderini sonsuza dek değiştirdi. İsmi bir kere "Çingene Kızına çıktı ya, artık ağzınla kuş tutsan İskender olduğunu kimseye anlatamazsın! Yani Antep karası tuttu resmen!
Sinek Kaydı Tıraşın ve Saç Buklelerinin Kurbanı
Oysa bir arkeolog gözüyle bakıp antik dönem tasvirlerinin derinine indiğinizde tablo bambaşka bir hikâye anlatır. Bilenler bilir; İskender’in tarihteki en büyük görsel imzası, dönemin aksine asla bıyık ve sakal bırakmaması, sinek kaydı ve pürüzsüz yüzüyle ebedi bir gençlik imajı çizmesidir. Bizimkiler de o bıyıksız, tüy bitmemiş ince hatlı çehreyi ve dalgalı saç buklelerini görünce hiç düşünmeden "Hah, bu kesin kızdır!" deyip noktayı koymuşlar!
Bugüne kadar bilim dünyasında üzerine fırtınalar kopan, Hatay mozaikleri de dâhil olmak üzere dünyadaki pek çok İskender tasvirine bakın. O sahnelerde İskender, geriye doğru şaşkınlık, telaş ve keskin bir bakışla bakar. O geriye dönüp bakışın altında, savaşı yönlendirirken veya kaçan bir düşmanın ardından bakarken hissettiği o insani duygu gizlidir: "Acaba yaklaştılar mı?"
İşte o efsanevi İskender mozaiklerindeki bakışlarda yer alan derinlik, o panik ve şaşkınlık; Zeugma’daki bizim "Çingene Kızı" dedikleri mozaiğin bakışlarıyla neredeyse birebir aynıdır!
"Beni Niye Kız Yaptınız?" der gibi bakıyor
Yıllardır Zeugma Müzesi’nde önünden geçen ziyaretçilere rehberler anlatır: "Gözleri sizi her açıdan takip ediyor..."
Sizce o gözler ziyaretçileri neden takip ediyor olabilir? Bence koskoca dünya fatihi, önünden geçen Anteplilere sitemle bakıp şunu söylüyor: "Yahu Babil’i aldım, Fırat’ı geçtim, kralları dize getirdim... Ama bir bıyığım yok diye, işçilerin bir çığlığıyla tuttunuz beni burada 'Çingene Kızı' yaptınız!, Neden bana Antep karası çaldınız"
İşin esprisi bir yana, antik dünyada sanatçıların kralları tanrısal veya idealize edilmiş incelikte tasvir etme modası, bizim kazı alanındaki Antepli pratikliğiyle birleşince ortaya böyle muazzam bir tarihsel komedi çıktı. Gaziantepliler olarak İskender’i tanıyamadık belki ama bağrımıza bastık, şehrin simgesi yaptık. Makedonya kralı olarak gelse bu kadar el üstünde tutulmazdı herhalde!
Bu akşam televizyondaki pembe dizileri bir kenara bırakın, müzeye yolunuz düşerse veya bir yerde o meşhur mozaiğin resmini görürseniz gözlerinin içine bir de bu gözle bakın. Çingene Kızına değil, fethettiği topraklarda sakalsızlığının kurbanı olup Gaziantep’e gelin giden koca İskender’e bir tebessümle selam verin!