Haber Ara

Milyonlarca haber arasında ara

Dünün "Kuşata"sı, Bugünün "Başlık Parası"

Paylaş:
N

Coğrafya sadece kader değil; bazen binlerce yıllık geleneklerin, isim değiştirerek günümüze kadar ulaşan ayak izleridir.

Geçenlerde dostlarla sohbet ederken konu döndü dolaştı, bölgemizde hâlâ izlerine rastlanan geleneksel evlilik ritüellerine ve elbette "başlık parası" kavramına geldi. Kimimiz bu geleneği tamamen çağ dışı bulup eleştirdi, kimimiz de kökenlerinin nereye dayandığını sorguladı. Bir arkeoloji ve tarih tutkunu olarak zihnim ister istemez bizi biz yapan bu toprakların derinliklerine, Hititlere ve Güneydoğu Anadolu’daki Geç Hitit şehir devletlerine gitti.

Açıp tabletlerin diliyle konuşalım: Acaba bundan 3 bin 300 yıl önce bu topraklarda evlilikler nasıl kıyılıyordu?

Cevap şaşırtıcı ama net: Evet, antik dönemde de gelin tarafına verilen bir ödeme vardı. Hititler buna "Kuşata" diyordu. Mezopotamya ve komşu çivi yazılı metinlerde ise karşımıza "Tirhatu" olarak çıkıyordu. Ancak bugünün yüzeysel bakış açısıyla "kız satma" gibi algılanan ya da aileler arasında bir pazarlık unsuruna dönüştürülen o sığ mantık, antik çağın hukuk sisteminde çok daha derin ve güvenceli bir yere sahipti.

Hitit kanunlarına göre damat adayı, gelinin ailesine gümüş, kumaş veya büyükbaş hayvan şeklinde bir kuşata öderdi. Ancak bu ödeme bir satış bedeli değil, evden ayrılan evladın aile ekonomisinde yarattığı iş gücü kaybını telafi etme ve en önemlisi evlilik niyetini hukuken resmileştirme adımıydı.

Daha da ilginci, bu sistem tek taraflı değildi. Kız tarafı da damadın kuşata’sına karşılık gelinle birlikte "Iwaru" yani güçlü bir çeyiz gönderirdi. Tarla, köle, ziynet eşyası veya ev gereçlerinden oluşan bu çeyiz, doğrudan kadının kişisel mülkiyetinde kalırdı.

Peki ya bugün düğünlerimizin vazgeçilmezi olan takı töreni? O da eksik değildi. Düğün ziyafeti sırasında eş dost ve akrabalar geline altın, gümüş bilezikler, gerdanlıklar, süslü iğneler ve değerli kumaşlar hediye ederdi. Hatta arkeolojik kazılarda çıkarılan tabletlerde, kimin ne hediye getirdiğinin tek tek listelendiği kayıtları görüyoruz; yani bugünün düğünlerde tutulan takı defteri mantığı 3.500 yıl önce killi tabletlerde yaşıyordu! İşin en güzel yanı, geline takılan tüm bu ziynet eşyaları da kadının dokunulmaz şahsi mülkü sayılır, kocası dahi buna el uzatamazdı.

Karkamış’ın, Sam’al’ın (Zincirli), Dülük’ün taş sokaklarında binlerce yıl önce atılan o imzalar, verilen hediyeler ve ödenen kuşata’lar; zaman içinde biçim değiştirdi, çağlar aştı ve şekil değiştirerek günümüze kadar geldi.

Bugün geçmişe baktığımızda görüyoruz ki; gelenek dediğimiz şey gökten zembille inmiyor. Anadolu insanı binyıllardır aynı topraklarda, benzer kaygılarla ve benzer hukuki arayışlarla yuva kuruyor. Mesele, geçmişin o koruyucu ve kurumsal mantığını kavrayabilmekte; yoksa biçimler değişse de insan kaynağı hep aynı toprak.

Yorumlar
0 yorum
Yorumlarınız editör onayından sonra yayına alınır.
Bu makalaya henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.
Marka Flower Çiçekçi
WhatsApp
İhbar Hattı