Tarih, insanoğlunun kurallarla, yasaklarla ve kendi vicdanıyla imtihanının sahneleriyle doludur. Kimi zaman kutsal metinlerde, kimi zaman antik coğrafyaların efsanelerinde insan doğasının o değişmez zaaflarına tanıklık ederiz. Kur'an-ı Kerim’de ve semitik tarihte “Ashab-ı Sebt” (Cumartesi Halkı) olarak bilinen, Hz. Davut döneminde Eyle (Eilat) kasabasında yaşanmış o meşhur kıssa da tam olarak böyle bir insanlık hâlinin aynasıdır.
Hatırlayalım: yaradan, o topluluğa cumartesi gününü ibadet ve dinlenme günü kılmış, o gün hiçbir ticari faaliyetle ya da balık avıyla uğraşmamalarını emretmiştir. Ancak tam da cumartesi günleri sahillere mahşeri bir balık akını olur, diğer günler ise deniz sanki küser gibi sakinleşirdi. Nefislerine yenik düşenler, açıkça “Balık avlıyoruz” dememek için kurnazca bir yöntem buldular: Cuma gününden kanallar, havuzlar, tuzaklar kazdılar. Cumartesi günü akın akın gelen balıklar bu kapana doldu, onlar da ellerini kollarını sallaya sallaya pazar günü bu balıkları topladılar.
Şeklen bakarsanız cumartesi günü balık tutmamışlardı; ama özde, hukukun da ahlakın da ruhunu katletmişlerdi. Olayın sonu malum; ilahi azap, şekilciliğin arkasına saklanan o kurnaz zihniyeti tarihin tozlu sayfalarına ibretlik bir yıkım olarak gömdü.
Bugünün “Havuz Kazıcıları” ve Borsa Cambazları
Peki, aradan binlerce yıl geçti de ne değişti?
Bugün modern dünyanın işleyişine, ticaretine, finans piyasalarına baktığımızda o günün sahilinde havuz kazanların ruhunun hâlâ aramızda dolaşmadığını söylemek mümkün mü?
Ekonomide, ticarette, ihraç kayıtlı işlerde ya da devlet desteklerinde kural konulur; amaç üretimi korumak, adaleti sağlamak, çarkların hakkaniyetle dönmesini temin etmektir. Ama sahadaki bazı zihniyetler hemen "hukuka karşı hile" yolları aramaya başlar. Mevzuatın açıklarını kollamak, şeklen yasaya uygun görünüp özünü ve ruhunu boğmak, kayıt dışı kurnazlıklarla piyasanın hak etmediği avantajları elde etmek… Tıpkı cumartesi günü havuz kazıp pazar günü balık toplamak gibi!
Bunun en acı ve çarpık örneğini son yıllarda sermaye piyasalarında, borsada görüyoruz. Mevzuatın, tebliğlerin ve denetim mekanizmalarının gri alanlarını, şeklî açıklarını ustaca kullanan borsa dolandırıcıları ve manipülatörler; kanuna lafzen uymuş görünerek küçük yatırımcının dişinden tırnağından artırdığı milyarları hortumladılar. Şirketlerin içini boşaltırken, halka arz oyunları tezgahlarken ya da spekülatif dalgalarla milyonları batırırken hep aynı kılıfa sığındılar: “Yasalara uygun hareket ettik!” Tıpkı cumartesi günü ağ atmayıp "sadece havuzdaki balığı topladık" diyen o antik kurnazlar gibi, hukukun arkasından dolaşarak büyük vurgunlar vurdular. Oysa kağıt üzerindeki yasal kılıf, vicdanlardaki ve piyasadaki o büyük soygunun ve ahlaki çöküntünün üzerini örtmeye yetmedi.
İhracatçının önünü açması beklenen destek mekanizmalarına getirilen daraltıcı sınırlamalar veya piyasanın gerçeklerinden kopuk kararlar da bir nevi bu kurnazlık iklimini besler. Kurallar adil, sade ve öngörülebilir olmadığında, dürüst üretici tıkınırken, "kuralı dolanma yollarını" iyi bilenler sahnede kalmaya çalışır. Oysa ticaretin de ekonominin de asıl sermayesi güven ve ahlaktır. Hukukun ruhunu öldürüp sadece lafına sığınarak yapılan her iş, uzun vadede o toplumun üretim direncini kemirir.
Özde Doğru Olmak
Antik çağın Eyle kasabasından bugünün borsa baronlarına, sanayi ve ticaret merkezlerine uzanan bu hikaye bize çok net bir şey söylüyor: Kanunları şeklen bükmek mümkündür, ama hakikati, piyasanın adaletini ve vicdanı kandırmak mümkün değildir.
Bugün küresel pazarlarda rekabet eden, ülkesine döviz kazandırmak için gece gündüz ter döken dürüst sanayicinin, tüccarın ve küçük yatırımcının ihtiyacı olan şey; yeni engeller, yeni "havuzlar" değil; önünü açan, adil, şeffaf ve öngörülebilir kurallardır.
Unutmayalım ki, kuralların özünü koruyamadığımız her gün, sahilimize vuran bereketin ellerimizden kayıp gitmesine seyirci kalmış oluruz. Şekilciliğin arkasına saklanarak gemisini yürütmeye çalışanların akıbeti ise tarihin de borsanın da sayfalarında ibretle yazılıdır.
Sözün özü; tarlada izi olmayanın harmanda yüzü olmaz derler. Ticarette de borsa vurgunlarında da ahlakın ve hukukun ruhunu hiçe sayan kurnazlıkların sonu asla selamet değildir.