Haftanın en çok sevilen günü olan pazar sabahında biraz tebessüm etmeniz dileğiyle bu sabah dedikodunun anatomisi, aile içi eğitimi ve sonrasını anlatan tebessüm eden bir makaleyle başlıyoruz.

Dün kaleme aldığım yazıdan sonra telefon hatları kilitlendi, mesaj kutuları doldu taştı. Kimi "Aha tam bizim kurumu yazmışsın, falanı mı kastettin, filanı mı gündeme taşıdın, kalemine sağlık" diye tebrik yağdırdı, kimi üzerine alınıp tatlı bir panikle "Arkadaş, o bahsettiğin figür bizden biri mi?" diye nabız yokladı. Fısıltı gazetesinin manşetine oturmak böyle bir şey işte; herkes haberin okunacağını bilir ama kimse o habere konu olmayı üzerine yakıştırmak istemez. Ancak gelen o yoğun tepkiler ve telefon trafiği gösterdi ki, konuyu sadece yetişkinlerin kulis oyunlarıyla sınırlı tutmak resmi eksik bırakmak olur.
Çünkü mesele sanıldığı kadar basit bir iş yeri refleksi ya da cemiyet alışkanlığı değil. Mesele, temelleri çok daha derinde atılan bir "kültür aktarımı."
Dedikodunun İlk Dersi Ailede Başlar, Salonda Verilir
Dedikoduyu bir yetişkin kusuru sayarız ama aslında müfredatı son derece sağlam bir "sosyalleşme eğitimidir bu. Ve kabul edelim ki, bu eğitimin ilk dersi akademilerde değil, ailede başlar ve ilk öğretmenler anneler, babalar ve aile bireyleridir, dersin ilk sınıfı ise evlerin salonlarıdır.
Çocuk, dünyayı ve insan ilişkilerini anlamlandırmaya çalışırken dedikodunun en büyük stajını ailede yapar. Annesinin misafir kabul günlerinde porselen çay tabaklarının şıkırtısına karışan fısıltıları dinlerken; ya da babasının balkonda sesini hafifçe kısarak yaptığı o "içeriden" telefon görüşmelerine şahit olurken zihnine ilk kodlar kazınır.
"Aramızda kalsın ama..." diye başlayan her cümlenin ardından ortamdaki enerjinin nasıl yükseldiğini, gözlerin nasıl parladığını gören çocuk için denklem netleşir: Gizli bilgi eşittir güç, ilgi ve bağ.
Ebeveynler genellikle "O daha çocuk, oyunuyla ilgileniyor, anlamaz" yanılsamasına düşer. Oysa çocuk, bir "öteki" hakkında bilgi toplamanın, bunu filtreleyip aktarmanın ve o bilgi üzerinden bir ittifak kurmanın inceliklerini sünger gibi emer. Fısıltının ne zaman yükseleceğini, mimiklerin ne zaman değişeceğini, masadaki gıybetin toplumsal kabul için nasıl bir "iç yapıştırıcı" olarak kullanıldığını daha o yaşta öğrenir. Ve o çocuk bir gün okula başlar ve ilk hararetli dedikoduları öğretmenlerine yetiştirmeye başlar. O masum çocuğun ailesinde yaşamın olağan akışı gibi gördüğü dedikoduların ilk malzemesi de evde yaşanan aile içi ilişkilerdir.
Gaziantep Sahası: "Ben Dediydim" Egosunun Yıkıcı Gücü
Peki, ailede alınan bu çıraklık eğitimi Gaziantep’te nasıl birer "ustalık eserine" dönüşüyor?
Kentin sokaklarında, çarkların döndüğü alanlarda fısıltının en çok sevdiği, en iştahla beslendiği üç ana damar var: İnsanların mahrem hayatları, göze batan ya da kıskanılan başarılar ve bir gecede elde edilen o ani mali zenginlikler...
Ancak Gaziantep’teki dedikodu çarkının en tehlikeli, en yakıcı motivasyonu nedir bilir misiniz? Sattığı iddianın, ortaya attığı o fısıltının günün sonunda gerçekleşmesi! Sırf o kahve masasında ya da kuliste göğsünü kabartıp tırnak içinde "Ben dediydim!" cümlesini kurabilmek için...
Yalnızca o iki kelimelik ego tatmini uğruna; kaç yuvanın yıkılmasına göz yumulduğunu, kaç başarının üzerine gölge düşürüldüğünü, kaç insanın hayatının karartıldığını görseniz aklınız şaşar. "Ben dediydim" diyebilmek, adeta bir insanın hayatına imza atmak kadar pervasızca bir hazza dönüşür.
Üstelik bu durum tek bir zümreye de ait değil. Hertürlü meslek ve sektörde konular farklı da olsa, üsluplar farklı da olsa kısacası insanın olduğu her yerde, bitmek tükenmek bilmeyen bir heyecan ve dinamizmle fısıltı gazetesi basılmaya devam eder.
Çıraklıktan Ustalığa, Evden Sahaya
Evde alınan bu çıraklık eğitimi, yıllar sonra iş hayatına, komşuluk ilişkilerine ve kent kulislerine işte böyle taşınır. Yetişkin olduğumuzda resmi bilginin eksik kaldığı her yerde şeffaf iletişimi seçmek yerine, çocukluktan kalma o tanıdık "fısıltı" refleksine sarılmamızın sebebi budur. Çünkü zihnimizin en güvenli bulduğu alan odur.
İlk makaleden sonra üzerine alınanların yaşadığı o panik de tam olarak buradan kaynaklanıyor. Ayna tutulduğunda herkes kendi salonundaki o ilk dersi, kendi hayatındaki fısıltı ağını görüyor.
Dedikodu, ailede başlayıp topluma yayılan devasa bir haberleşme ağıdır. Onu tamamen yok edemezsiniz; çünkü harcında çocukluktan gelen bir aidiyet ve kabul görme arayışı vardır.
Söz Şimdi Sizde!
Sözün özü kıymetli okurlarım; fısıltı gazetesi durmuyor ama biz de boş durmuyoruz. Gaziantep’te en çok hangi dedikodu malzemelerinin prim yaptığını, şehirde kulaktan kulağa en çok nelerin dolaştığını tespit etmek için bir araştırma başlatıyoruz!
Bu konudaki düşüncelerinizi, gözlemlerinizi ve şahit olduklarınızı 05325744782 WhatsApp iletişim hattımız üzerinden doğrudan bize bildirebilirsiniz. Önümüzdeki yazıda, sizden gelen malzeme ve değerlendirmelerle Gaziantep’in en çok sevilen dedikodu konularını yine hep birlikte masaya yatıracağız. Kalın sağlıcakla…..