Haber Ara

Milyonlarca haber arasında ara

Derin Dondurucular Kıskacında Bir İbadet: Kurban mı, Et Stoku mu?

Paylaş:
N

Bayramlar, toplumsal hafızamızda yardımlaşmanın, dayanışmanın ve "kendinde olanı olmayana aktarmanın" en saf hali olarak kodlanmıştır. Özellikle Kurban Bayramı, sadece dini bir vecibe olmanın ötesinde, sosyo-ekonomik sınıflar arasında köprüler kuran, et yüzü görmeyen hanelerin sofrasını şenlendiren muazzam bir sosyal adalet mekanizmasıdır. En azından, teoride ve inancın özünde böyledir.

Ancak kafamızı modern dünyanın gerçeklerine çevirdiğimizde, karşımıza bambaşka bir manzara çıkıyor. Bugün sokakları, mahalleleri kapı kapı dolaşarak pay dağıtan insanlardan ziyade; ellerinde poşetlerle koşturan ve tek derdi o etleri bir an önce "soğuk zincire" dahil etmek olan bir kitle görüyoruz.

Soruyu açık ve net soralım: Biz bugün kurban mı kesiyoruz, yoksa bir yıllık kırmızı et ihtiyacımızı toptan karşılayacak bir dondurucu stoku mu yapıyoruz?

Teknolojinin Soğuttuğu Vicdanlar

Eskiden derin dondurucular, akıllı buzdolapları yoktu. Kesilen kurban, doğası gereği uzun süre saklanamazdı. Ya hızlıca kavurma yapılır ya da en mantıklı ve insani olanı seçilerek konu komşuya, yoksula dağıtılırdı. Teknolojinin hayatımıza getirdiği "derin dondurucu" konforu, ne yazık ki paylaşma refleksimizi dondurdu.

Bugün bayram öncesi beyaz eşya mağazalarında "kurban kampanyalı derin dondurucu" reklamları havada uçuşuyor. Bayram sabahı ibadet bilinciyle başlayan süreç, öğleden sonra bir "kasaplık ve lojistik" operasyonuna dönüşüyor. Etler pay edilip yoksullara ulaştırılmak yerine; pirzolalık, kıymalık, kuşbaşılık olarak ayrılıp dondurucuların steril çekmecelerine istifleniyor.

Kurbanın kanı akıyor akmasına ama o kanın arkasındaki şefkat, merhamet ve dayanışma ruhu derin dondurucunun eksi 18 derecesinde buz tutuyor.

Ekonomik Kaygılar İnancın Özünü Budayabilir mi?

Elbette günümüzün ekonomik şartlarını, hayat pahalılığını ve kırmızı et fiyatlarının geldiği noktayı görmezden gelemeyiz. Birçok orta gelirli aile, "Çoluk çocuk tüm yıl et görsün" motivasyonuyla hareket ediyor olabilir. Ancak bu sosyo-ekonomik gerekçe, yapılan eylemin felsefesini değiştirmeye yetmez.

Kurban, kelime anlamı olarak "yaklaşmak" demektir. İnsanın bencil duygularından sıyrılarak yaratıcısına ve dolayısıyla insana yaklaşmasını simgeler. Eğer biz, verdiğimiz paranın karşılığını kilo hesabı dondurucuya koyarak almaya çalışıyorsak, bu eylem bir "ibadet" olmaktan çıkıp, piyasa şartlarına karşı alınmış bencil bir "ekonomik tedbir" haline gelir. Yılda bir kez evine et giren yoksulun hakkını dondurucuya hapsetmek, inancın adalet terazisini zedeler.

Derin Dondurucu Çekmecelerini Değil, Gönülleri Doldurmak

Eğer bu bayram da dondurucumuzdaki yer açma telaşı, mahalledeki ihtiyaç sahibini bulma telaşımızın önüne geçiyorsa, aynaya bakıp özeleştiri yapma vaktimiz gelmiş demektir. İslam fıkhının yüzyıllar önce koyduğu o basit ama asil formülü hatırlamak zorundayız: Üçte biri eve, üçte biri eşe dosta, üçte biri yoksula.

Bayramı gerçekten "bayram" yapmak istiyorsak; dondurucuların çekmecelerini değil, komşunun tenceresini, yoksulun gönlünü doldurmalıyız. Aksi takdirde, her yıl mayıs-haziran aylarında tekrarlanan bu ritüel, bir ibadet olmaktan ziyade, modern dünyanın bencil tüketim çılgınlığının bayramlık elbise giymiş bir versiyonu olarak kalacaktır.

Unutmayalım ki, bizi insan kılan dondurucularımızda sakladığımız etler değil, elimizle dağıttığımız ekmektir.

Yorumlar
0 yorum
Yorumlarınız editör onayından sonra yayına alınır.
Bu makalaya henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.
WhatsApp
İhbar Hattı