Son haftalarda Gaziantep’ten Batman’a, Adana’dan Hatay’a kadar uzanan hatta gökyüzünde alışık olmadığımız hareketlilikler yaşıyoruz. Komşumuzdaki gerilimin parçaları, hava savunma sistemlerimiz tarafından imha edilse de bazen mahallemize, bazen tarlamıza düşüyor. Peki, o kulakları tırmalayan siren sesini duyduğumuzda panikle sağa sola koşmak yerine ne yapmalıyız?
Sirenlerin Dilini Anlamak Hayat Kurtarır
Sirenler sadece gürültü değildir, her birinin bir mesajı vardır:
Sarı İkaz (3 dakika düz siren): "Bir saldırı ihtimali var, hazırlıklı ol" demektir. Gazı, elektriği kapatın; sığınak hazırlığınızı gözden geçirin.
Kırmızı Alarm (3 dakika dalgalı/yükselip alçalan siren): "Tehlike yakın, hemen sığın" demektir.
Siyah Alarm (Kesik kesik siren): Kimyasal veya radyoaktif bir tehdit olduğunu işaret eder. Maske ve tam korunma gerektirir.
Beyaz İkaz (Radyo/TV anonsu): "Tehlike geçti" demektir.
Kapalı Alandaysanız: “Camdan Uzak, Merkeze Yakın”
Evinizdeyseniz balkonlardan ve pencerelerden derhal uzaklaşın. Cam kırıkları, patlama anında kurşun kadar tehlikeli olabilir. Mümkünse binanın sığınağına, yoksa binanın merkezindeki, penceresiz bir odaya (genelde antre veya banyolar) geçin. "Çök, Kapan, Tutun" pozisyonuyla hedefinizi küçültün.
Dışarıda veya Araçtaysanız: "Yere Yat, Başını Koru"
Eğer açık alandaysanız ve yakınlarda güvenli bir bina yoksa, hemen bir çukur veya duvar dibine yatarak başınızı ellerinizle koruyun. Araçtaysanız; aracı trafiği engellemeyecek şekilde durdurup açık alandakiler gibi hareket edin. Köprülerden ve yüksek binalardan uzak durun.
Merakınıza Yenilmeyin!
Bizim insanımız gökyüzünde bir ışık gördüğünde balkona çıkıp video çekmeyi sever. Lütfen yapmayın. İmha edilen füzelerden düşen parçalar veya patlama dalgası saniyeler içinde bulunduğunuz yere ulaşabilir. Görüntü almak, canınızdan önemli değildir.
Resmi Kanallara Kulak Verin
Sosyal medyadaki "şuraya füze düştü", "şu kadar ölü var" gibi asılsız iddialara itibar etmeyin. Valiliklerin, AFAD'ın ve resmi makamların açıklamalarını takip edin. Panik, düşmanın en büyük silahıdır; soğukkanlılık ise bizim en büyük kalkanımız.
Gaziantep’te "Sığınak" Sorusuna Cevabımız Var mı?
İkaz ve alarm sistemlerini bilmek kadar, o an sığınabileceğimiz güvenli alanların varlığı da kritik. Gaziantep özelinde duruma baktığımızda, maalesef bazı gerçeklerle yüzleşmemiz gerekiyor: Eski Binalar ve Depolara Dönüşen Sığınaklar: Şehrimizin pek çok eski mahallesinde sığınak kültürü ne yazık ki zayıf. Yeni binalarda ise kağıt üzerinde "sığınak" olarak görünen alanların çoğunun depo, otopark veya tekstil atölyesi gibi amaçlarla kullanıldığını biliyoruz. Olası bir alarm durumunda bu alanların dakikalar içinde boşaltılıp halka açılması imkansıza yakın.
Kamu Binalarının Durumu: Okullar, hastaneler ve valilik gibi kamu binaları şu an için en güvenli limanlar. Ancak bu binaların kapasitesi, çevre mahallelerdeki binlerce vatandaşı misafir etmeye yetecek düzeyde mi? Bu konuda acil bir envanter çalışmasına ve tabelalandırmaya ihtiyaç var.
Sanayi Bölgeleri İçin Özel Koruma: Gaziantep’in kalbi olan Organize Sanayi Bölgeleri'nde (OSB) binlerce işçi çalışıyor. Üretimin durmaması ve can güvenliğinin sağlanması için sanayi tesislerindeki sığınakların standartlara uygunluğu denetlenmeli ve tatbikatlarla desteklenmelidir.
Yerel yetkililere çağrımızdır: Gaziantep halkı olarak gökyüzüne endişeyle bakmak yerine, "Güvenli Alan" tabelalarının altında huzurla durabilmeliyiz. Sığınakların denetimi ve halka açık haritalandırılması artık bir lüks değil, zorunluluktur.