Gündelik hayatın yoğun koşturmacası, ekonomik zorluklar, şehir yaşamının getirdiği bireyselleşme ve her gün maruz kaldığımız o bitmek bilmeyen kaos arasında çoğumuz nefes almayı unutuyoruz. Bugün karşınızda; sizleri gündemin bu yorucu ritminden bir an olsun uzaklaştırmak, zihnimizi tarihi, kültürü ve sanatı konuşarak biraz olsun rahatlatmak amacıyla kaleme aldığım yeni bir yolculukla çıkmak istiyorum.
Çoğunuz beni güncel haberler ve sektörel analizlerimle tanırsınız. Ancak asıl mesleki kökenim Ön Asya Arkeolojisi ve Sanat Tarihidir. Yıllar önce Yöre Dergisi, Gaziantep Sabah Gazetesi ve Gaziantep 27 Gazetelerindeki köşelerimde bölgemizdeki ölü gömme geleneklerini başta olmak üzere, antik kentler, Eski Antep Evleri, hanlar, hamamlar, höyükler, antik dönemlerdeki sosyal yaşamlar, tapınaklar, ören yerleri ve kaleler gibi konuları inceleyen bir yaz dizileriyle köklerimize bakmış, geçmişin günümüz kültürüne nasıl yön verdiğini birlikte anlamaya çalışmıştık. 90’lı yıllarda ise Yaprak Televizyonunda yapımcılığını üstlendiğim Yöremizi Tanıyalım adlı belgeselle bütün bu antik dönemleri ve kentin tarihi ve doğal güzelliklerini gözler önüne sermiştim. Şimdi yeniden kalemi ve zihni o gündelik koşturmacadan çekip, hak ettiği yere; tarihe, mitolojiye ve bu coğrafyanın benzersiz mirasına çeviriyoruz. İlerleyen günlerde aşkı, mitolojik efsaneleri, tutkuyu ve insan hikayelerini de konuşacağız; ama önce bastığımız toprağın ne kadar büyük bir zenginlik olduğunu hatırlayalım.
Yaşadığımız coğrafya sadece bir sanayi ya da ticaret merkezi değil; insanlık tarihinin ilk adımlarının atıldığı devasa bir açık hava müzesidir. Bugün "tedarik zinciri" ya da "uluslararası lojistik" dediğimiz kavramlar yokken, bu topraklar dünya ticaretinin, hukukunun ve stratejisinin kalbiydi.
Bakın, yanı başımızdaki Dülük (Doliche) Antik Kenti’ne...
1980’li yıllarda Prof. Dr. Enver Bostancı başkanlığındaki Prehistorya kazılarında, bu topraklarda ilk evcilleştirilmiş buğday tanelerine ulaşıldı.
İnsanlığın soyut düşünceye geçişinin en büyük kanıtı olan dünyanın ilk sayı sistemlerinden biri, yine Dülük’teki bir mağara duvarına kazınmıştı.
Hititler’in baş tanrısı, fırtınaların ve göklerin hakimi Teşup’un doğduğu ve tapınıldığı, antik çağın en önemli inanç merkezlerinden biri yine burasıydı.
Dülük sadece bir inanç merkezi de değildi. Antik dünyada kutsal şehirler, savaşlarda ya da yağmalarda zenginliklerin korunması için birer güvenli limandı. Tıpkı Yunanistan’daki Sifnos Hazinedarlığı gibi, antik kentlerde şehir devletleri servetlerini bu kutsal alanlara emanet ederlerdi. Yani bugünkü bankaların kiralık kasaları neyse; Dülük de antik dönemin en büyük finansal ve ziynet kasasıydı. Bu bölgede yürüttüğüm araştırmalarda, Dülük’ün altında keşfedilmeyi bekleyen devasa hazine dairelerinin varlığına olan inancım tamdır.
Bölgemiz sadece inanç ve ticaretin değil, hukuk tarihinin de ilklere imza attığı bir yerdir. Nitekim Sakçagözü’nde yapılan arkeolojik kazılarda ortaya çıkarılan Geç Hitit krallarına ait yazılı belge, insanlık tarihinin ilk yazılı vasiyetnamelerinden biri olmasının yanı sıra, kurallara uymayanlar için dile getirilen ilk yazılı bedduaları da barındıran, hukuk tarihi açısından eşsiz bir vesikadır.
Sadece Sakçagözü ve Dülük mü? Fırat Nehri, Asur Ticaret Kolonileri Çağı’nda (M.Ö. 2000’ler) Mezopotamya ile Anadolu arasındaki en kritik ulaşım damarıydı. Tunceli, Elazığ ve Malatya civarlarından başlayıp İç Anadolu’ya kadar uzanan ve buradan Mezopotamya’nın içlerine giden bu hatta, Fırat’ın suları üzerinden taşınan mallar, kil tabletler ve ticaret senetleri bu bölgenin üretim genlerinin ne kadar köklü olduğunu gösteriyor.
İlk el baltalarının Fırat Havzası'ndan Anadolu'nun içlerine ulaştığı, Kapadokya obsidyenlerinin bu topraklarda aynaya dönüştüğü bir coğrafyada yaşıyoruz.
Öte yandan, coğrafyamızın Amanos ve Belen Geçitleri, antik dünyanın adeta bugünkü Hürmüz Boğazından daha önemliydi. Sıcak denizlere ve Doğu Akdeniz ticaretine ulaşmak isteyen her büyük güç bu kilit kapıları ele geçirmek zorundaydı. Nitekim Pers Kralı III. Darius bile bu stratejik geçitlerin hakimiyeti için devasa ordularıyla mücadeleye girişmiş, medeniyetlerin kaderi bu topraklarda çizilmişti.
İşte bu yeni köşe yazısı serimizde; günlük stresleri bir kenara bırakıp antik dönemdeki yaşamı, inançları, ticareti, jeopolitiği, sanatı ve mitolojiyi konuşacağız. Amacımız sadece geçmişi anlatmak değil; bugünkü kültürümüzün ve kimliğimizin dünkü temellerini keşfederek zihnimizi dinlendirmek.
Arkanıza yaslanın, akşam çayınızdan bir yudum alın. Gündemin gürültüsünü dışarıda bırakıp medeniyetin köklerine doğru ilk adımı birlikte atacağız.