Katmerci Emre Usta işini şova dönüştürmüş. Yanımda Musa Toprakçı ve sosyal medyada “Orjinal Antepli” adıyla tanınan Okan var.
Bir ara ustanın ellerinden gözümü ayırıp çevreme baktım.
Telefonunu kaldıranlar, kalabalığın arasından seslenenler, fotoğraf çektirmek için bekleyenler... Ama beni asıl etkileyen, insanların bu iki arkadaşımı gördüklerinde yüzlerinde beliren ifadeydi.
Tanıdık birini, sevdikleri birini görmenin sevinci. Gözlerde bir ışıltı, ardından kocaman bir gülümseme.
O akşam festivalde çok şey gördüm. Aklım en çok o yüzlerde kaldı.
FESTİVAL ALANINDA YÜRÜYEMEMEK
Festivalin ilk günü, akşamüstü beş-altı gibi alana geçtik. Sonraki altı-yedi saat boyunca Musa ve Okan’la birlikte dolaşmanın ne demek olduğunu gördüm.
Dolaşmak diyorum ama yürümek pek mümkün olmadı.
Biri fotoğraf için durduruyor, diğeri bir videosunu hatırlatıyor, biraz ileriden başka biri sesleniyordu. Bir standın önünde durduklarında çevreleri saniyeler içinde doluyordu. Kimi zaman yüzlerce insanın toplandığı o halkaların içinde kahkahalar, tezahüratlar ve zılgıtlar birbirine karışıyordu.
Okan’a kendi sözüyle sesleniyorlardı:
“Ne oli la burda?”
Musa’nın karşısına geçen bir başkası ise Vietnam’ı soruyordu:
“Abi, kıza nasıl balcan kebabı yaptırdın?”
Dünyanın öbür ucunda çekilmiş bir video, Gaziantep’te festival alanının ortasında sohbetin başlangıcı oluyordu.
Bu insanların karşılarında gördükleri kişilere söyleyecek bir sözleri vardı. Biriktirdikleri bir hatıra, hatırladıkları bir sahne, paylaşmak istedikleri bir kahkaha…
Ekranda kurulmuş bağın sokaktaki karşılığı buydu.

MUSA'NIN YANINDA TAŞIDIĞI MEMLEKET
Musa’nın hikâyesinde ağır bir kaza, ölümden dönüş ve ardından dünyayı gezme kararı var.
“Param olmasa da gezeceğim” diyerek yola çıkmak, çoğumuzun uzaktan romantik bulduğu ama sıra kendisine geldiğinde cesaret edemediği bir şey.
Onun yolculuğunda bana biraz dervişliği hatırlatan bir taraf var. Yola çıkıyor, insanlarla karşılaşıyor, konuşuyor, öğreniyor. Antep şivesini de üzerinde Türk bayrağı bulunan formasını da beraberinde götürüyor.
Vietnam’da balcan kebabı yaptırıyor.
Bu sahneyi düşününce gülümsüyorum. İnsan memleketinden binlerce kilometre uzaklaşırken kendi sofrasını da yanında taşıyabiliyor. Musa’nın videolarında o sofra, konuştuğu insanlarla kurduğu ilişkinin bir parçası oluyor.
Gaziantepli izleyici de bunu görüyor. Dünyanın başka bir köşesinde kendi kelimesini, kendi yemeğini, kendinden birini buluyor.
Festivalde Musa’ya gösterilen yakınlığın içinde bunun payı olduğunu düşünüyorum.

OKAN'IN BİR CÜMLESİ YETİYOR
Okan’ın da insanlarla arasında kolay tarif edilemeyen bir yakınlık var.
Antep şivesi, söylediği sözler, yüzündeki ifade, neşesi... Kalabalığa seslendiğinde karşılık almakta hiç zorlanmıyor. Daha o konuşmadan, insanlar onun cümlesini ona söylüyor.
Bir insanın sözü, yaşadığı şehrin insanları arasında böyle dolaşıma girmişse orada kuvvetli bir bağ kurulmuş demektir.
O akşam ikisinin ortak tarafını da yakından gördüm: Samimiyet.
Kendilerine seslenenlere karşılık verirken, fotoğraf çektirirken, şakalaşırken oldukları gibilerdi. İnsanlar da bu sahiciliği hissetmişti. Ekrandan tanıdıkları kişinin karşılarında da aynı kişi olduğunu görmek, sevgilerini daha da büyütüyordu.
Bu yüzden Musa’yı ve Okan’ı yalnızca “influencer” ya da “youtuber” kelimesiyle anlatmak bana eksik geliyor. Ben festival alanında, Gazianteplilerin gönlünde yer edinmiş iki memleket temsilcisi gördüm.
İKRAMIN YANINA DESTEK DE KONULMALI
Gaziantep, gastronomi konusunda iddiasını yüzyılların birikimine dayandıran bir şehir. Festival alanında da bu birikimin farklı temsilcileri vardı: Katmerciler, baklavacılar, çay ve kahve markaları, fıstıkçılar, kebapçılar şehre özgü ürünleriyle gelen işletmeler…
İkram boldu. İlgi, misafirperverlik, sofra cömertliği de öyle.
Fakat o akşam kendime şu soruyu sordum:
Gaziantepli markalar, Musa ve Okan’ın taşıdığı tanıtım gücünün ne kadar farkında?
Bir insanın standınıza gelmesiyle çevresinde kalabalık oluşuyorsa, insanlar onun anlattıklarını hatırlıyor ve onunla yan yana gelmek istiyorsa burada markalar açısından da önemli bir değer var.
İkramın yeri ayrı. Benim sözünü ettiğim, bu emeğin sponsorlu çalışmalarla, bütçesi olan projelerle, devamlılık taşıyan işlerle desteklenmesi.
Bir sonraki yolculuğun, bir sonraki çekimin, memleketi başka insanlara anlatacak bir fikrin arkasında durulması.
Kimlerle hangi anlaşmaları yaptıklarını bilmiyorum. Dolayısıyla herhangi bir markanın destek vermediğini iddia etmiyorum. Söylediğim şu: Sahada gördüğüm bu sevginin ve etkinin, Gaziantepli markaların ciddi biçimde değerlendirmesi gereken bir karşılığı var.
Memleketini seven, onun diliyle konuşan, insanlarıyla böylesine güçlü bir bağ kurmuş iki gencin üretmeye devam etmesine omuz vermek gerekiyor.

HALK DEĞERİNİ GÖSTERMİŞ
Gaziantep halkının bu iki arkadaşımın değerini bilip bilmediği konusunda benim artık bir sorum yok.
Gördüm.
Birlikte yürümeye çalıştığımız o saatlerde, durmadan çekilen fotoğraflarda, uzaktan gelen seslenişlerde, yüzlerdeki gülümsemede gördüm.
Bu yazdıklarımı abartılı bulan varsa festival alanında onlarla bir süre yürüsün. Daha doğrusu yürümeyi denesin.
Ben bu ölçüde bir sevgi ve ilgiye daha önce şahit olmadım. Üstelik beni etkileyen, kalabalığın büyüklüğü kadar iki taraf arasındaki sıcaklıktı.
Emre Usta’nın standında hamur havalandı, kalabalık coştu. Okan ve Musa, o anı hepimizin hafızasında kalacak bir festival hatırasına dönüştürdü.
Halk, bu iki evladına gönlünde yer açmış.
Şimdi Gaziantepli markaların da onlara işlerinde, projelerinde ve bütçelerinde daha çok yer açmasını isterim.