2025 yılında asgari ücrete gelen artış oranının yüzde 30 iken bugün gelen artış oranının yüzde 27
olmasını, Türkiye’de milyonların sefalette eşitlenmiş olması şeklinde değerlendiren Acar, “Ülkemizde
asgari ücret, çoktan bir istisna ücret olmaktan çıkmış; ülkenin genel ücreti haline gelmiştir. Sayın
Genel Başkanımız Özgür Özel’in açıkça ifade ettiği gibi, “Asgari ücret istisna ücret olarak kalacak ve
daha altı olmayacaktır.” Ancak AKP iktidarı, bu temel gerçeğin tam tersini yaparak, 30 bin TL’ye
dayanan açlık sınırının altında bir ücret belirleyerek, tüm toplumu sefalet ve yoksullukta
eşitlemiştir.Yıl boyunca yaşanan enflasyon, hayat pahalılığı ve alım gücü kaybı yok sayılmış; emekçinin
yıl içindeki kaybı kadar bile zam yapılmamıştır.
“TOPLUMSAL GERÇEKLER YOK SAYILDI”
Asgari ücret belirleme sürecinde AKP iktidarının emeği ve toplumsal yaşamın gerçeklerini yok
saydığını ve beklentilerin bir tiyatroya dönüştürülerek tamamlandığını ifade eden Acar, “Milyonlarca
emekçinin yaşamını doğrudan etkileyen bu süreç, ne adil ne de demokratik bir zeminde
yürütülmüştür. Asgari ücret belirleme süreci, işçilerin ve emekçilerin gerçek anlamda temsil
edilmediği bir yapı ile işletilmiştir. Masada hükümet ve işveren tarafı olarak Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanı yer alırken, milyonlarca emekçinin sesi sistemli biçimde dışlanmıştır. Bu nedenle
Türk-İş, bu “Asgari Ücret Tiyatrosu”na katılmamış; yaklaşık 9,5 milyon asgari ücretli ve bu sınırda
ücretle yaşam mücadelesi veren yurttaşlarımızın yok sayıldığı bu tabloya ortak olmamıştır. Bu tutum,
emeğin onurunu savunan son derece önemli ve tarihsel bir duruştur” diye konuştu.
“EKONOMİK TERCİH DEĞİL EMEKÇİLERİN HEDEF ALINMASIDIR”
Acar, Türkiye ve Gaziantep kamuoyunu ve emek kesimini yakından ilgilendiren asgari ücret zammı
açıklamasını su şekilde sürdürdü:
“Bugün açıklanan 28 bin 75 TL’lik asgari ücret, daha açıklandığı gün itibarıyla açlık sınırının altındadır.
Bu durum yalnızca ekonomik bir tercih değildir; emekçilerin yaşam koşullarını doğrudan hedef alan
siyasal bir tercihtir. Ölümü gösterip, sıtmaya razı etmek isteyen iktidar, asgari ücretin genel ücret
haline getirdiği ülkede, belirlediği bu rakam milyonlarca hanenin barınma, beslenme, eğitim ve sağlık
hakkını elinden almıştır. Bu ücretle bir işçinin ve ailesinin insanca yaşaması mümkün değildir. Hayat
pahalılığı, fahiş kira artışları, ulaşım, eğitim masrafları ve temel tüketim giderleri karşısında bu rakam
yok hükmündedir!
Bu süreç, gelir dağılımındaki adaletsizliği daha da derinleştirmiştir. Ülkenin toplam gelirleri faiz lobileri
ve belirli sermaye çevrelerinde toplanırken, emeğin payı her geçen gün azaltılmaktadır. Bu tablo,
emekçiyi yoksulluğa, sermayeyi ise ayrıcalığa mahkûm eden bir anlayışın ürünüdür. Bu anlayışın ve bu
rezaletin tek sorumlusu ise saraylarda yaşayan “baş ekonomist” Cumhurbaşkanı Recep Tayyip
Erdoğan’dır.Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak emeği merkeze alan bir toplumsal düzeni savunuyoruz.
Asgari ücretin yalnızca hayatta kalmayı değil, insan onuruna yakışır bir yaşamı güvence altına almasını
istiyoruz.
“2026 SEÇİM YILI OLACAK”
Bu ülkenin işçileri, emekçileri, emeklileri, gençleri ve kadınları yaşananların farkındadır. Toplumsal
hafıza bu adaletsizliği kayda geçirmektedir. Bugün alınan bu karar, yarın sandıkta ve toplumun
vicdanında mutlaka karşılığını bulacaktır.
Cumhuriyet Halk Partisi olarak, emekten yana sendikalarla birlikte bu adaletsiz düzenin karşısında
durmaya, emeğin hakkını savunmaya ve insanca yaşam mücadelesini büyütmeye kararlılıkla devam
edecek; emeğin Türkiyesi’ni hep birlikte kuracağız.
2026 geçim yılı olamayacağına göre 2026 seçim yılı olacaktır!”