Haber Ara

Milyonlarca haber arasında ara

Toplumsal Bir Ruh Aşınması

Paylaş:
N

Çocukluğumuzun o dar ama gönlü geniş sokaklarında, yazılmamış ama herkesin kalbine kazınmış bir anayasa vardı. Mahallede bir eve ateş düştüğünde, o ateş sadece düştüğü yeri yakmaz, bütün sokağı dumanıyla kavururdu. Bir cenaze olduğunda televizyonların üzerine o meşhur dantelli örtüler serilir, ekranlar karartılırdı. Bu sadece bir yas ritüeli değil; “Senin acın benim acımdır, benim eğlencem senin kederinden değerli değildir” demenin en zarif, en sessiz çığlığıydı. Ekranlar artık hiç kapanmıyor, ama ruhlar birbirine karşı simsiyah bir perde çekmiş durumda.

Mevsimlik İmecenin Bereketli Sofraları

Eskiden "İmece" sadece bayramlık yuvarlama dökmek değildi; bir hayatı, bir ekmeği ve bir çatıyı hesapsızca bölüşme sanatıydı. Her mevsimin kendi imecesi vardı; yazın damlarda kaynayan salça kazanları, sonbaharın şire telaşı, kışın yün didikleme odaları... Annelerimizin sofrasında en az dört çeşit yemek olurdu; ama o yemeğin sadece biri o mutfakta pişerdi. Diğer üçü, komşu evlerden gelen "tencere kardeşliği"nin nişanesiydi. Kimse aç kalmazdı, çünkü kimse tokken kapısını komşusuna kapatmazdı.

"Tanrı Misafiri"nden Otel Rezervasyonuna

O dönemlerde "otel" diye bir kavram hayatımızda yoktu. Misafiri otele göndermek, o ev sahibi için en büyük utanç vesilesi sayılırdı. Evler küçüktü ama gönüller o kadar genişti ki, yer yatakları yan yana dizilir, o dar odalarda edilen sabahçı sohbetleri dünyanın en lüks suit odalarına değişilmezdi. Bugün evler büyüdü, salonlar saraylara benzedi; ancak o geniş metrekarelerin içine bir misafiri, bir komşu derdini sığdıramaz olduk.

Mahallenin Görünmez Terazisi; İleri Gelenler

O sokağın bir nizamı vardı; çünkü mahallenin "ileri gelenleri" vardı. Sözü senet, duruşu pusula olan o akil insanlar, kavgaları bir bakışla yatıştırır, mahallenin vicdanını ayakta tutardı. Saygı korkudan değil, o insanların taşıdığı "insanlık kumaşına" duyulan hayranlıktandı. Onlar çekildikçe, yerlerini gürültülü bir yalnızlık ve birbirine sağır bir kalabalık aldı.

Neyi Kaybettik?

Çocukluk bayramlarındaki o arife heyecanını, başucumuzda bekleyen ayakkabıların masumiyetini ve küsleri barıştıran o bir tepsi baklavanın gücünü modernleşme denen o canavara kurban verdik. Televizyon ünitelerimiz artık pırıl pırıl, üzerlerinde örtü falan da yok; ama o ekranlardan sızan ışık, birbirimizin yüzünü görmemize yetmiyor. O dantelli örtüler belki bir daha o ünitelerin üzerine serilmeyecek. Ama en azından yan komşumuzun yası varken kendi sesimizi kısabildiğimiz, sevincimizi mahcup yaşayabildiğimiz gün; o kaybettiğimiz "insanlık dokusunu" yeniden bulmuş olacağız. Çünkü dünya sadece bizim eğlencemizden ibaret değil; bir başkasının kederiyle kederlenebildiğimiz kadar insanız.

Yorumlar
0 yorum
Yorumlarınız editör onayından sonra yayına alınır.
Bu makalaya henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.
WhatsApp
İhbar Hattı