Gaziantep’in o kadim sokaklarında bugünlerde tanıdık bir ses yankılanıyor. Mutfaklardan yükselen o ritmik yuvarlama tıkırtıları... Şehrin kadınları asırlık bir geleneği yaşatmak için özenle hazırlanan yuvalama hamurunu büyük bir sabırla yuvalarken, aslında bir yanıyla hayata tutunmaya çalışıyorlar. Ancak bu tıkırtıların ötesinde, kulakları sağır eden bir sessizlik ve sınırın hemen ötesinden yükselen çok acı feryatlar var.
Alevler İçindeki Coğrafya ve Vicdanın Sınavı
Tarihin bir çok safhasında bu coğrafya nice istilalar, nice yıkımlar gördü. Fakat tarih, hiçbir devirde bugünkü kadar sahipsiz ve çocuk çığlıklarına bu kadar sağır bir İslam coğrafyası kaydetmedi. Bizler bayramlık seçerken, komşumuzda çocuklar için beyaz kefenler biçiliyor. Gökyüzüne şeker yerine ölüm kusan fosfor bombalarının aydınlığında bakan o masum gözler, aslında insanlığın ortak vicdanını sorguluyor.
Ekonomik Yangın ve Sanayicinin Omuzundaki Yük
Bu büyük savaşın ve küresel krizin acısını sadece uzaklardakiler çekmiyor; üretimin kalbi Gaziantep de bu yangının isini iliklerine kadar soluyor. Navlun fiyatlarından, hammadde fiyatlarına, yüksek maliyetlerinden enerji maliyetlerine kadar her zorluk, sanayicimizin omuzlarına binmiş durumda. "Vatan her şeyin üzerindedir" diyen Gaziantepli sanayici, bir yandan fabrikasını ayakta tutmaya çalışırken, diğer yandan fabrikasında ki işçisinin evladına götüreceği ekmeğin mahcubiyetini yüreğinde taşıyor. Çünkü biliyoruz ki; mutlu azınlık dışında, çocuğuna bayramlık alamayan babaların sessiz çığlığı şehrin ara sokaklarında yankılanıyor.
Kavuşmak mı, Kaçmak mı?
Eski bayramların o samimi heyecanı artık yerini trajik bir dönüşüme bıraktı. Eskiden bayram dendiğinde akla gelen ilk şey "kavuşmak" ve "sılayırahim"di; şimdi ise "kaçmak". Beş yıldızlı otellerin rezervasyon çılgınlığı, Gaziantep’in o kadim bayram sofralarının sessizliğini bastırıyor. Büyüklerin elini öpmeyi, kimsesizin kapısını çalmayı "yük" gören modern insan, çaresini Antalya’nın steril soğukluğuna kaçmakta buluyor. Oysa bayram bir tatil fırsatı değil, bir gönül köprüsü kurma vesilesiydi. Biz o köprüleri yıktık, yerine valizlerimizi koyduk.
Bir Vicdan Muhasebesi
Yarın bayram namazından sonra başımızı secdeden kaldırdığımızda; sadece birbirimizin elini değil, mazlumun yarasını da tutabiliyorsak bayram gelmiş demektir. Aksi takdirde bayram, sadece takvimdeki kırmızı bir gün, bizler ise kendi konforuna hapsolmuş birer seyirci olarak kalacağız. Eğer bugün bir baba evladına ayakkabı alamadığı için utanıyorsa ve biz buna rağmen soframızdaki yuvarlamayı iştahla yiyebiliyorsak; o eski bayramların ruhu çoktan bu şehri terk etmiş demektir.
Gaziantep’ten Gazze’ye, Lübnan’a Beyrut’a, İran’a Tahran’a ve zulmün devam ettiği Ortadoğu’nun bütün mahzun gönüllere bir parça huzur dileğiyle... Bayramınız mübarek, vicdanınız hür olsun.