Yarın haftanın ilk iş günü. Sokaklarda bayram telaşı, vitrinlerde o bildik ışıltılar, mutfaklarda ise her şeye rağmen bir hazırlık var. Ama bu yıl bayram, kapımızı sadece şekerle değil; dünyanın isli kokusu, savaşın barut izi ve geçim derdinin ağır yüküyle çalıyor. Cuma günü bayram namazı için camilere koşacağız; peki, ruhumuz bu dünyanın kirinden, bu devrin vebalinden arınabilecek mi?
Küresel Kumarın Bedeli: Varili 100 Dolar Eden İnsanlık
Dünya koca bir barut fıçısı ve fitil her geçen gün biraz daha kısalıyor. Mart ayının ortasındayız; küresel güçler satranç tahtasında piyon sürerken, petrolün varil fiyatı 100 dolar barajını aştı. Onlar strateji diyor, biz ise "insanlık kaybı" diyoruz. Gazze’de bayramlık yerine kefen biçilirken, Ukrayna’da çocuklar sığınaklarda güneş resmi çizmeye çalışırken, bizim bayram sofralarımızın neşesi ne kadar sahici olabilir? "Medeni" denilen dünyanın bu sağır sessizliği, sadece sınırları değil, insanlık onurunu da yerle bir ediyor. Biz bu bayramda sadece harçlık dağıtmayacağız; aslında büyük bir utancı da sessizce bölüşeceğiz.
KÖRFEZ’DEN YÜKSELEN FERYAT: SADECE PETROL DEĞİL, KAN AKIYOR
Dünya sadece Ukrayna’daki soğuk savaşla meşgul sanılmasın; asıl trajedi, medeniyetin beşiği olan Ortadoğu ve Körfez hattında yaşanıyor. Bugün İran’dan Yemen’e, Suriye’den Irak’a kadar uzanan coğrafya, küresel güçlerin enerji hırsı yüzünden adeta bir kan gölüne çevrilmiş durumda. Körfez ülkeleri pırıltılı gökdelenlerinin gölgesinde bir barut kokusuyla yaşıyor. Bizim bayram sofralarımıza taşıyacağımız o huzur, ne yazık ki bu coğrafyada her gün toprağa düşen masumların feryadıyla gölgeleniyor. Siyasetin kirli pazarlıkları, petrol hatlarının güvenliği derken; insan hayatının ucuzladığı, çocukların bayram sabahına değil, bir sonraki patlamaya kadar nefes aldığı bir "Ortadoğu Mezarlığı" yaratıldı. Bu bayramda sadece Gazze için değil, Bağdat’tan Tahran’a kadar barışa hasret bırakılmış tüm bu coğrafya için de sızlamalı yüreğimiz.
Enflasyonun Pençesinde Yarım Sofralar
Gelelim kendi sokağımıza, Gaziantep’in o kadim çarşılarına... Ülkemizde enflasyonun %31,53’lük o acımasız gerçekliği, emeklinin, işçinin ve dar gelirlinin bayram sevincini kursağında bıraktı. Eskiden "Nerede o eski bayramlar?" derken çocukluğumuzdaki o saf neşeyi özlerdik; şimdi ise geçen yılki et fiyatlarını, geçen yılki pazar torbasını özler hale geldik. Bir yanda lüks otellerin şatafatlı bayram programları, diğer yanda torununa bayram harçlığı veremediği için gözünü kaçıran dedeler... Bu uçurumun adı bayram değil, olsa olsa adaletsizliğin resmidir.
Sahi Bu Bayram Kimin Bayramı?
Haber peşinde koşarken gördüğümüz o pırıltılı açılışlar, kürsülerden yükselen "her şey yolunda" nakaratları gerçeği yansıtmıyor. Hiçbir siyasi nutuk, bir babanın bayram sabahı evladına istediği ayakkabıyı alamamasındaki o sessiz hıçkırığı bastıramaz. Dünya ekonomisi büyüyormuş, stratejik dengeler kuruluyormuş... Varsın kurulsun! Eğer bir bayram sabahı bir annenin yüreği evladının rızkı için daralıyorsa, o dünya varsın batsın!
Vicdanın Bayramı Olsun
Pazartesi sabahı iş başı yapacağız, koşturacağız, gündemi takip edeceğiz. Ama bu bayram, sadece takvimde kırmızıyla boyanmış üç günden ibaret kalmasın. Bu bayram; krizin altında ezilen komşunun, savaşın ortasında yetim kalan çocuğun ve yoksulluğun utancını tek başına sırtlanan onurlu insanların bayramı olsun.
Eğer bir nebze olsun kalbimiz sızlıyorsa, hala "insan" kalabilmişiz demektir. Bu bayramda elimizi sadece cebimize değil, vicdanımıza da götürelim. Çünkü bu dünya ancak biz birbirimizin acısını duyabildiğimizde yeniden bayram yeri olacak. Barışın, adaletin ve gerçek huzurun hüküm sürdüğü bir bayram dileğiyle...